<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777</id><updated>2011-04-22T05:09:27.643+03:00</updated><title type='text'>hüsn'ü deniz</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>37</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-1309728958304760716</id><published>2007-11-06T10:03:00.000+02:00</published><updated>2007-11-06T10:51:46.529+02:00</updated><title type='text'>Sidhartha</title><content type='html'>Hermann Hesse'nin romanını okudum geçen hafta. Uzun zaman önce Dost Can Deniz'in bir yazısına -o zamanlar her hafta yazısı gelirdi şimdi gelmiyor artık- konu olmuştu bu kitap o zaman okumaya karar vermiştim. Kısmet bugüneymiş. Kitabın detaylarına çok girmek istemiyorum bugün. Başka zaman belki başka bir konunun içinde daha şık durur o zaman değinirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen iki hafta içinde iki kitap okudum ve kendimi iyi hissettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalık organizasyonlarda kişisel olarak üyeleri göremediğinizden, eldeki verilerle o kişiyi değerlendirmek gerekir. Bazı basit veriler gerçekten o kişi hakkında doğru yorumu yapmanızda önemli rol oynar. Bir satış organizasyonundaki üyelerin "yaşamsal göstergeleri" yani yaşadığını ve doğru yaptığını anlatan göstergeleri vardır. Bunlardan biri yeni müşterilerle görüşme sayısıdır, ikincisi satış rakamları vesaire... Bu o üyenin o işyeri için yaşayıp yaşamadığını gösterir. O kişinin sadece bir listede bir isim olup olmadığını anlarsınız. O üye sizin için ne kadar kıymetli ne kadar umut vadediyor hemen ortaya çıkar. Kişiye yatırım yaparsınız yada tam tersi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek yaşam içinde bazı göstergeler olmalı. "Kişiye göre değişir" ya da "Kimseyi sınıflayamazsın" gibi düşünceler olabilir ama bir düşünce olarak değerlendirelim sadece. Devlet bunu yapsa mesela, bu adamı ben her nüfus sayımında sayıyorum, seçimlerde bu adamın oyunu soruyorum. Bu adam "yaşıyor mu?" sorusuna cevap verebilecek kriterler belirlense mesela. Neler olurdu? Okuduğu kitap sayısını ilk sıraya yazmak istiyorum. Kendimden biliyorum. Mazereti "iş-güç hayat meşgalesi" olan kitapsız bir dönem geçirdim. Okuduğum iki kitap tabiri caizse çıkan gevşeyen çivimi yerine çaktı. Kitaptan kitaba değişir tabi ki ama ben en pembe dizi ticari kitaplarda bile -kitapları henüz bilgisayarlar yazmadığından- yazarın ,istemeden de olsa, edebi ya da felsefi bir şeyleri yansıttığına inanıyorum. O yüzden hiç okumamaktan iyidir yine de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sıralar bariz hissettiğim için bunun üzerinde durdum sadece. Diğer kriterlerden biride başkalarına yardım olabilir.  Bu nasıl ölçülmeli şu anda bilemiyorum. Kitap sayısı kadar keskin bir durum yok ortada... Katkılarınızı bekliyorum :) Şekile, işin nasılına pek takılmayın. Eğer ölçülebilseydi, hangi kriterleri formüle katardınız?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-1309728958304760716?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/1309728958304760716/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=1309728958304760716&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/1309728958304760716'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/1309728958304760716'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/11/sidhartha.html' title='Sidhartha'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-3226133246653914956</id><published>2007-09-20T09:19:00.000+03:00</published><updated>2007-09-20T09:57:34.083+03:00</updated><title type='text'>Yeni işe girdim...</title><content type='html'>Selam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;14.5.2007 de eski işimden ayrılıp yeni işime girdim. Neden mi?  "Tamamen duygusal :)" dersem haksızlık etmiş olurum herhalde :). Bu arada "parası iyiydi geçtim" desem de kimse artık yadırgamıyor. Çünkü profesyonellik olmuş bu işin adı. Kim çok para verirse oraya kaymak işin gereği gibi. Yapmazsan yadırganıyor. Ama ben öyle yapmadım. "Benim başka sebeplerimde var :)" deyip olayı biraz "aklîleştirelim" değil mi? Yani mantıklı sebepler bulalım. Çünkü yeterince sebebiniz varsa herşeyi yaparsınız. Sebep bulmak konusunda becerikliyseniz adam bile öldürebilirsiniz.&lt;br /&gt;Eski işyerimde kadrosuzluktan yükselmenin imkanı yoktu. Kısaca birileri gitsin diye bekleyecektim. Bir de iş yoktu pek. Yatırım yoktu. Günlük ufak tefek işler dışında pek iş yapmıyordum. Biraz tatminsizlik yaratıyordu. Bu açığı blog yazmaya başlayarak, felsefe kursuna giderek doldurmaya çalıştım. Şimdi kursa gidemiyorum mesailerim yüzünden. Blog yazamadım 4-5 aydır. Şimdide onların eksikliğini hissediyorum. Acımasız amerikan tarzı iş hayatının içine düştüm birden. Yabancı teknik adamlarla toplantılar, Conference Call'lar, iç denetimler... Türkiye'de türklerle iş yapıp yabancıların standartlarına uymak zor zanaatmış. Görmeden bilemiyor insan.&lt;br /&gt;Eski çalıştığım yerdeki Gn. Müdürüm bu yeni işyerime geçince, peşinden yardımcılarının bir kısmıda geçti. Benim bağlı olduğum geçmedi. O arada ikilem yaşadım. Ekip olarak ikiye bölündük. Yeni yerde de acil ihtiyaç, ve terfi olunca iki taraflada konuşup icazet alıp bu tarafa geçtim.&lt;br /&gt;Kısaca hem profeşınıl, hem de eski türk usulü bir geçiş yaşadım. 5 ay sonra sular biraz duruldu. İşler bitti ya da yoğunluk geçti demek anlamı çıkmasın. Yanlızca iş yapalım diye çok toplantı yapmıyorlar yerimizde oturabiliyoruz artık diyeyim.&lt;br /&gt;Bu arada bu alemde bir blogger daha kazandık.  Adı &lt;a href="http://cankatdamla.blogspot.com/"&gt;Funda&lt;/a&gt;. Kenardaki linklerime dahil oldu kendisi. Yazacak çok şeyi var umarım yazmaktan bıkıp bizi bunlardan mahrum etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilik bu kadar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-3226133246653914956?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/3226133246653914956/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=3226133246653914956&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/3226133246653914956'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/3226133246653914956'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/09/yeni-ie-girdim.html' title='Yeni işe girdim...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-8350641492326069588</id><published>2007-05-04T11:10:00.000+03:00</published><updated>2007-05-04T15:43:53.344+03:00</updated><title type='text'>Memleket</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/RjrsPnby2fI/AAAAAAAAAQ0/4a-6NoOlTig/s1600-h/DSC00144.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060616884331928050" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/RjrsPnby2fI/AAAAAAAAAQ0/4a-6NoOlTig/s320/DSC00144.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Merhaba&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Geçen hafta tatildeydim. Toparlanmam uzun sürdü. Gitme telaşı, döndükten sonra işleri toparlamak için fazladan uğraşı, sakin kafayla yapabildiğim blog yazma işine mâni oldu. Neyse kaldığımız yerden devam edelim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/RjrrvHby2cI/AAAAAAAAAQc/2Ymi16Yxvww/s1600-h/DSC00146.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060616325986179522" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/RjrrvHby2cI/AAAAAAAAAQc/2Ymi16Yxvww/s320/DSC00146.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/Rjrrvnby2dI/AAAAAAAAAQk/3B9O810vNFQ/s1600-h/DSC00148.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5060616334576114130" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/Rjrrvnby2dI/AAAAAAAAAQk/3B9O810vNFQ/s320/DSC00148.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/Rjrrv3by2eI/AAAAAAAAAQs/pc6OnIyAzs8/s1600-h/DSC00149.JPG"&gt;&lt;/a&gt;Bu resimler Adana Atatürk Parkı'ndan görüntüler. Bu sefer çok hoşuma gitti. Sonunda park-bahçe düzenlemeyi öğrenmişler. Daha önce de parka özen gösteriyorlardı ama pek karmaşık ve renk cümbüşü hâkim idi. Her bitki kendi başına güzel fakat büyük resim anlamsızdı. Şimdi anlaşılıyor ki güzel bir park-bahçe için çok renkli, kendi başına çok güzel ve pahalı çiçeklere gerek yokmuş.  İstanbul'da da bu sene daha güzel düzenlemeler yapıldı. Geçen sene lalelerin rengi uysa da uymasa da yan yana gelebiliyordu. Şimdi bakıyorumda, uyumlu renkler ve çiçekler olmasına daha bir özen gösterilmiş gibi. Tecrübe kazandılar diyelim. Madem bu çiçekleri almak için birilerinin yakınlarına "bir güzellik" yapılıyor, bari bizim gözümüze gönlümüze de bir güzellik olsun değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-8350641492326069588?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/8350641492326069588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=8350641492326069588&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/8350641492326069588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/8350641492326069588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/05/memleket.html' title='Memleket'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/RjrsPnby2fI/AAAAAAAAAQ0/4a-6NoOlTig/s72-c/DSC00144.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-1153292021456579296</id><published>2007-04-17T13:43:00.000+03:00</published><updated>2007-04-17T17:24:05.900+03:00</updated><title type='text'>Tanrı'nın Doğum Günü</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/RiTYIp5CAaI/AAAAAAAAAQE/-lqSSAqEXss/s1600-h/253835_2.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5054402325012152738" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/RiTYIp5CAaI/AAAAAAAAAQE/-lqSSAqEXss/s400/253835_2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Ve kitabı bitirdim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir solukta okuyamadım. Nefesim kesildi çünkü kitap 500 küsür sayfa. Sohbet şeklinde yazılması kitabı akıcı yaparken diğer yandan konular arası geçiş için gerekli malzemeler ve Tanrı'ya kişilik kazandırma çalışmaları kitabın özünü azıcık uzatmış, o yüzden ara ara sıkılmadım dersem yalan olur. Kitabın şekli hakkında yorumlarım bu kısaca.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İçeriği: Kur'an-ı Kerim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok mu kısa oldu :) Pekiyi, biraz açayım...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öncelikle çok büyük bir emek var. Yazarın (Kur'an'ın açıklamak için) genç yaşta olmasına karşın bu kadar büyük bir birikimle karşılaşacağımı beklemiyordum. Kitabın çoğu yerinde şaşkınlık yaşadım. buRAK özDEMİR'i ayakta alkışlıyorum. Fili tanımaya çalışan âmâların yaptığı gibi, herbiri bir ucundan tutmuş kendi tuttuğu yeri fil olarak tanımlarken, tüm âmâlardan öğrendiklerini kafasında birleştirebilmiştir. Bence yaptığı en büyük şey, bu birleştirdiklerini aşağı yukarı her müslümanın evinde bulunan bir kitapta görebilmesidir. Evlerimizde -saygıdan- en yüksek yere koyduğumuz ve bu sebeple ulaşamadığımız kitabı indirip tozunu alıp, önyargısız bir şekilde okuyabilme cesaretini göstermiştir. Tekrar teşekkür ederim buRAK özDEMİR.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Günümüzde, içinde aydınlanma çağının verdiği kıpırtıyı hisseden çoğu insan son zamanlarda çıkan mistik kitaplara veya hocalara sarıldı. Yoga, meditasyon, reiki,üçüncü göz, çakralar enerji,aura,indigo çocuklar,kabalistik öğretiler ve daha aklıma gelmeyen "yeni" yada "uzak"lardan ithal edilmiş, en başta birbirinden çok farklı gelen, işte bu sefer gerçeği buldum dedirten, yola düşüp yürüdükçe aslında aynı noktaya vardığı görülen tüm yol-yöntemlerin yanında, yolu pekte uzun yürünmemiş ya da yürüyenleri anlaşılamamış islam yolunun aslında bu yolların tümü olduğunu bir şemsiye gibi hepsini kapsadığını keşfedip bize şimdiye kadar olmadığı kadar kolay bir dilde anlatmış. Şu an aklımda çok şey geçse de, kitabın ayrıntı zenginliğini dengeli olarak yansıtamayacağımdan korktuğumdan yazamıyorum. Kitapta Tanrı ile yapılan sohbette kendimi, yazanın Tanrı olduğuna kendimi kaptırdığımı farkettiğim zamanlar olduğunu itiraf etmeliyim. İslamı diğer yollar gibi Allah'a ulaşmanın bir yolu olmaktan çıkarıp bu yolların tümü olduğunu, 1400 yıl öncesinden bugüne kadar hiç eskimemiş olduğunu açıklamaya çalışmış. Kitabın &lt;a href="http://www.guzeldunya.com.tr/defter.asp?kat=kategori&amp;kat_id=34"&gt;internet sitesindeki&lt;/a&gt; okuyucu yorumlarına bakılırsa başarmışta. Kitap henüz yeni, umarım birçok dile çevirilip tüm dünyaya okuma fırsatı verilir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu arada bu kitap (ve Tanrılar Okulu kitabı) ile tanışmama ve okumama vesile olan, mesai arkadaşım Özlem Günel'e de teşekkürler ederim. Onu henüz bir blog açmaya ikna edemediğimden adının altına bir çizgi çekip blog linkine sizi yönlendiremiyorum. Umarım yakında o da blogger olur. Kıymetli tecrübe fikirlerinden bizi mahrum etmez. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-1153292021456579296?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/1153292021456579296/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=1153292021456579296&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/1153292021456579296'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/1153292021456579296'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/04/tanrnn-doum-gn.html' title='Tanrı&apos;nın Doğum Günü'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_rt5hxyO31cQ/RiTYIp5CAaI/AAAAAAAAAQE/-lqSSAqEXss/s72-c/253835_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-469484480096068268</id><published>2007-04-11T13:46:00.000+03:00</published><updated>2007-04-11T16:52:27.823+03:00</updated><title type='text'>Pancar, Diziler, Filmler ve Gaia</title><content type='html'>Ece'ye bakmak için genelde kayınvalidem bizde kalıyor. Urfa'nın köyünden kendisi, İstanbul'a gelin olmuş. Erken evermişler. Hala kardeşlerinin bir kısmı orada bağları kopmuş değil. Geçen hafta birden köyden gelen giden olsada pancar istesem deyip durdu. Baktım ciddi ciddi istiyor. Hani "Olsa ne güzel olurdu" değil. Telefon etsekte birisi getirse diyordu. Cumartesi günü bir telefon geldi. Yeğenlerine bir şeyler gelmiş Urfa'dan, içinde pancarda çıkmış ve yeğenlerde annemin evine göndermişler. Cuma günü gözünden ufak çaplı bir operasyon geçirdi. Ertesi gün dışarıdan birşey belli olmuyordu. Pazar sabahı apar topar, gözünün durumuna rağmen eve gitti pancarlarını görmeye. Sonra haberini aldık. Pancar geleli çok olmuş. Gittiğinde sararmış bütün pancarlar, çöpe atmış. Bu arada pancardan kasıt pancar yaprağı diye tahmin ediyorum. Konu derinleşmesin diye detay soramamıştım. Bu arada büyük baldız bakıyor Ece'ye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anneme bazen bütün dizileri seyrediyorsun diye sitem ediyoruz. O da yok canım diyor abartmayın. Benim seyrettiğim pazartesi Şöhret var sonra Gelincik, salı Arka Sokaklar bir de Şehrazat, Çarşamba Avrupa Yakası, Perşembe Sağıro, Cuma Sıla bir de Hatırla Sevgili... Geçen hafta kayın babam geldi Acı hayat dizisini seyrediyormuş o da. Dizi çatışması bile yaşadık evde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hafta tatil gibi geldi. Pazartesi akşam İlk Aşk filmini seyrettik. Güzeldi. Bizi kâh üzdü kâh güldürdü. Çetin Tekindor'dan öğrenecek çok şey var hayata dair. Dün akşam ise Polis filmini seyrettik. Türk filmlerine nazaran çok değişikti. Yabancı olupta seslendirilseydi bu kadar değişikti diyemezdim. Hatta bazı konuların zayıf işlenmiş olmasıyla eleştirirdim. Filmin son sahnesinde Türk filmlerine yapılan gönderme çok güzeldi :) (Ne olduğunu anlatmayacağım.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dün akşam üstü canım &lt;a href="http://bugunbirgunogun.blogspot.com/"&gt;gaia&lt;/a&gt; arkadaşımdan pas geldi. Kendi blogu hakkında yorum yapmam gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hmmm... Ne desem ki. Gaia'nın blogununu tarihte iki kısımda incelemeliyiz: FKGÖ ve FKGS. Efenim birinci bölümde birgün, bugün, ogün, yarından önceki, dünden sonraki gün şeklinde bir başlığa sahip iken, ikinci bölümde Seneca'dan, ağır, insanın içine oturan bir sözle açılış yapıyor. Yine FKGÖ de profilinde ne yazdığını şimdi hatırlamıyorum ama FKGS de Epiktetos'tan yine insanı zorlayan, karakterinden şüphe ettiren, iğneleyici bir söz var. Daha başlığı ve profili okuduğunuzda iki ok ile göğsünüzden vurup diz çöktürüyor. (Haftasonu 300 Ispartalı filmini seyrettim.) Onun dışında tüm zamanlara ait bir özellik olarak söyleyebileceğim bir hafiflik var. Kolay ve akıcı anlatım. Bazen havadan sudan şeyler. Bazen başından geçen şeyler. Birşeyler anlatayım bir mesaj vereyim derdi &lt;em&gt;genelde&lt;/em&gt; yok bu blogta. "Blog toplum içindir" anlayışından çok "Blog kendim içindir" görüşünü savunan bloggerlarımızdandır. Kafiye ve hece ölçüsü kullanmaz. Genelde diyorum çünkü FKGS de mesaj vermek gibi bir kaygı olmaya başladı. Her yazısı görsel öğeler içermese de, kullandıklarını beğendiğimi söyleyebilirim. Hmm başkaaa... Ha birde başlık yerine numaratör kullanmasının sebebini, daha ilk yazısında başlık bulmakta zorlanmasına bağlıyorum. Çünkü ilk yazısında "bir gün bir yerde bir şeyler olacak!" yazıp üzerine başlık olarak "Herhangi bir zaman" demiş. Açık söylemek gerekirse yazılarıma başlık bulmakta ben çok zorlanıyorum. Hatta şu anda yazarken bu yazınında bir başlığı yok. Kendisini bu numaratör-başlık fikrinden ötürü tebrik ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi adımı "Hamili Kartı Olanlar" bölümünde görmekten her defasında gurur duyduğumu belirtmek isterim. Kendisi bana bu alemde blog açtırıp, yazı yazmaya teşvik eden insandır. Kendisine herşey için teşekkür ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi işin benim için en zor kısmında... Kime pas versem... Ben yalnız mıyım ne? Duvar pası yapsam gaia'ya ( hem de bu yazıya cevap hakkı doğdu sanırım) biir.. Bende linkleri olan blogger arkadaşlarım pek takip etmez olmuşlar anlaşılan, verdiğim pas boşa gider diye endişeleniyorum ama &lt;a href="http://altiustublog.blogspot.com/"&gt;özge &lt;/a&gt;ikiii. Bir de yazarsa sürpriz olur diyeceğim &lt;a href="http://birdenbire.blogspot.com/"&gt;Arzu Pınar&lt;/a&gt; olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-469484480096068268?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/469484480096068268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=469484480096068268&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/469484480096068268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/469484480096068268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/04/pancar-diziler-filmler-ve-gaia.html' title='Pancar, Diziler, Filmler ve Gaia'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-5423006396998651333</id><published>2007-04-09T16:57:00.001+03:00</published><updated>2007-04-09T17:03:32.526+03:00</updated><title type='text'>Kelimelerin tozunu almak...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Ferhan Şensoy&amp;#39;un bir oyununda kelimelerin hece hece tekrar söylendiğinde anlamını yitirdiğini söylüyordu. Ve peşinden eldiven kelimesini örnek veriyordu. &lt;/div&gt; &lt;div&gt;El&amp;nbsp; dii&amp;nbsp; venn el di ven el di ven el di ven...&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Hakikaten oluyordu. Düş.ün.mek dediğimde ise düşünmenin kökünün Düş olduğunu farkettim. &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Hangisinde tam emin değilim ama Şimdinin Gücü yahut Yüksek Benliğinizi Keşfedin kitabında da şunu diyordu: İçinizi sıkan bir düşünceyi farkettiğinizde, durup o düşünceyi düşünün, kaybolacaktır diyordu. O zamanlar denemiştim, çalışmıştı.&amp;nbsp; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Dün öğleden sonra &amp;nbsp; içime bir sıkıntı girdi.&amp;nbsp;Eski kitaplardan hatırladığım bu yöntem aklıma geldi. Ama&amp;nbsp;sıkıntılı hissimi düşünmek yerine sebebini bulmaya çalıştım gayri ihtiyari.&amp;nbsp;Hızlı bir döngüye girmişim demekki kesemedim. Tabi sıkıntım geçmedi. TV seyrettim biraz. Sonra akşam ne yesekte keyfimiz yerine gelse diye düşünüp bol yeşillikli bir kahvaltıya karar verdik. Sonra hazırladık. Sonra uçuca eklenip pazar günü akşamını dolduran Cnbc-e dizileri imdadıma yetişti ve günü kapattım.&amp;nbsp;Kısaca sıkıntımdan kaçtım... &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Bu düşüncelerin yakalanmamasının bir sebebide adını koyamamak galiba... Tarifi zor, mesela kıskançlık tek kelime ile ifade dilen bir duygu... Ya da bazen boğazımda bir yumruk hissediyorum deriz tarif edebilmek için. Bu hislerinde fiziksel bir tarifi olabiliyor ne iyi ki. Sıcak bir tencere gibi, tutulacak sapı olmadıkça araç kullanmadan yerinden kıpırdatamadığımız düşünceler.&amp;nbsp;Hissettiğimiz her sıkıntı içinde oturup tarif yapmaktansa, geçmesini beklemek tercih edilir oluyor. Yukarıda bahsettiğim kitap isim koymaya gerek görmüyor. Farkedip üzerine yoğunlaştığınızda kaybolacak zaten diyor.  &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Bu tarifi düşününce aklıma şu geldi. Sinemada kendimizi filme kaptırmış giderken,&amp;nbsp;yer gösterici kenardan içeri girer&amp;nbsp;kapı açılır, dışarıdaki lambanın ışığı dikkatinizi çeker ve aslında sinemada olduğunuzu, bu ölen adamın aslında ölmediğini, katilin aslında çok iyi ve sevdiğimiz bir sanatçı olduğunu, ve hatta bu gördüğümüz şeyin perde olduğunu ve görüntülerin saniyede 25 kare&amp;nbsp;fotograftan oluştuğunu&amp;nbsp;hatırlatıp, ayaklarımızı yere bastırır. Sonra filme tekrar dönmek biraz zaman alır. Ben bu durumda bilet ücretinin %10 unun iadesini istemeyi bile düşünürüm.  &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Tabi bu sinema olayını metafor olarak kullanıp çemberi genişlettiğimizde, hayatı sinema filmine benzetmek klişede olsa işe yarar. İçimizi sıkan düş.ün.ce.ler ise senaristin uygun gördüğü,yahut yönetmenin bize vermek istediği duygu olarak kabul etmek, aslında&amp;nbsp;odaklandığımızda sadece perdede bir düş olduğunu görmek sıkıntının tüm gerçekliğini yok etmeye yetiyor. Mutlu düş-üncelerimizin geçici olmasından şikayetimizde bu sebepten olsa gerek.&amp;nbsp;Mutlu hislerimizi kovalayıp tutmaya çalıştığımızda kaybolur.&amp;nbsp;Acı veren&amp;nbsp;hislerden kaçmaya çalıştığımızda ise durumu görmezden geldiğimizden tüm &amp;quot;gerçekliğini&amp;quot; korur.  &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Acı ve mutluluk hayatımızın iki önemli aktörü...&amp;nbsp;Her ikisini de kabullenmek fakat benimsememek, eşit mesafede durmak gerek. İkiside gölge oyunu zira.&amp;nbsp;Bunu&amp;nbsp;kavradığınızda bu dersi verirsiniz. Sonra mı ne yapılacak? Daha çok ders var...  &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-5423006396998651333?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/5423006396998651333/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=5423006396998651333&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/5423006396998651333'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/5423006396998651333'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/04/kelimelerin-tozunu-almak.html' title='Kelimelerin tozunu almak...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-414697771283777693</id><published>2007-04-05T09:06:00.000+03:00</published><updated>2007-04-05T09:08:31.428+03:00</updated><title type='text'>Empati</title><content type='html'>İki gün önce sabah vapura binerken uzun bir adam gördüm. Arkasından ilerlerken, omuz hizasını azıcık geçebiliyordum. Bu hissi unutmuşum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-414697771283777693?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/414697771283777693/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=414697771283777693&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/414697771283777693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/414697771283777693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/04/empati.html' title='Empati'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-5429336892082961125</id><published>2007-03-27T15:36:00.001+03:00</published><updated>2007-03-27T15:36:38.038+03:00</updated><title type='text'>Düşünüyorum</title><content type='html'>&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;En sarsılmaz inancın, en zararlı inanışın, kendin dışında bir dünyanın varlığına; bağımlı olduğun bir şeye veya birisine; sana bir şeyler veren veya senden alan, seni seçen veya suçlayan bir şeye veya birisine inanmandır. &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;em&gt;Bir savaşçı, bir anlığına bile dıştan gelecek bir yardıma inansın, derhal yıkılmazlığını yitirir.&amp;quot;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt; &lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Verdana"&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;em&gt;&amp;quot;Kendi dışımızda bir dünya yoktur, her neyle karşılaşır,görür ve dokunursak 'bizi' yansıtmaktadır. İnsanın yaşantısındaki diğer kişiler, olaylar ve koşullar, onun koşullarını meydana serer. Dünyayı suçlamak; şikayet etmek, kendini haklı göstermek ve saklanmak, düşmüş bir insanlığın göstergeleri, 'gerçek' bir iradenin yokluğu kadar, bağımlı olmanın da kesin semptomlarıdır.&amp;quot; &lt;/em&gt;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;Yukarıda yazılı sözleri Tanrılar Okulu kitabından alıntı yaptım. Bu sözleri unutması da, hatırlaması da zor. Kulak işine gelmeyenleri duymaz, hafıza acı hatıraları -ta ki birisiyle acını yarıştırana kadar- saklar. Bu sözleri her okuduğumda beni afallatıyor. Aslında bir kitabı okurken bana hissettirdiklerini daha sonra hatırlamak için hep tekrar dönmem gerektiğine inanır fakat geri dönmenin değişimi gerektirdiğini hissetmemden olsa gerek, tekrar okumanın &amp;quot;vakit kaybı&amp;quot; olduğu düşüncesine kapılıp bir daha kitabı elime almam. Her değişim fırsatı iç çekişmelere kurban gider. Fakat bu sefer öyle olmadı. Bu alıntıları internet sayfaları arasından bulabiliyorum. Sanki ikiye bölünmüşüm, bir yanım bilge, sakin, haylaz bir çocuğu kovalayamayacak kadar yorgun, diğer yanım ise ele avuca sığmayan haylaz çocuk.&amp;nbsp;Benlik apartımanının sakinleri arasında. &lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;İçimizde bu kadar çeşitliliği yaratıp, dışarıdakine şaşırmak abeste iştigal olsa gerek.&amp;nbsp;İçimdeki bu kadar adamı nasıl hizaya getirebilirim? Yoksa getirmesem mi? Kavganın evliliğin tuzu biberi olduğuna inanan &amp;quot;felsefeyle&amp;quot; yaklaşıp&amp;nbsp;&amp;quot;bunlar hayatın renkleri&amp;quot; mi deyip geçsem?&amp;nbsp;Bu renklere ihtiyaçmış gibi davranırsam, bir gün beyaz ışığa, aydınlanmaya ulaşabilir miyim? Yoksa en iyisi, güneş gibi tek renk ışık verip, yeri geldiğinde gökkuşağı yaratabilmek mi?  &lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;Meşhur video sitelerinde gezerken yada epostalarımıza konuk olan evcil hayvan videolarına, mesela,&amp;nbsp;boy aynasının yanından geçerken birden kendini görüp korkan, tırnaklarını çıkarıp tüylerini kabartan&amp;nbsp;kediye insan halimizle&amp;nbsp;gülümserken,&amp;nbsp;birilerinin&amp;nbsp;de evcil dünya insanına&amp;nbsp;yukarıdan bakıp aynı hislerle gülümsediğini hissedebiliyorum.&amp;nbsp;Ben henüz halime gülümseme seviyesine erişemedim. Şimdilik zor geliyor. Henüz yüzümde afallama ifadesinden kurtulamadım.  &lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;Bu hastalanma mevzusuna özellikle takmış durumdayım. Ne zaman soğuk birşey içsem -bira mesela- aklımdan ertesi gün boğazımın ağrıyacağını veya nezle grip olma ihtimalini -otomatik olarak- geçiriyorum. Ve ertesi sabah boğazımdaki &amp;quot;karıncalanmayı&amp;quot; hisseder uyanıyorum. Üzerine, yüksek miktarda c vitamini içtiğimde&amp;nbsp;ise geçeceğini düşündüğümden içip geçiriyorum. Bazen içmeyi unutup geçtiğide oluyor. Bir kaç kez hastalık düşüncesini bilinçli olarak atlatabildim ve hasta olmadım. Sadece kendim ile ilgili olsa psikosomatik diyeceğim. Ama değil. Eşimin teyzesini hasta gibi gördüm. Solgun gibiydi. Aslında ziyareti kısa tutmak isteyipte lafın bitmesini beklediğim zamanlardan biriydi. Gözüm kapıya bakıyordu. Teyze kızımı kucağına aldı sevmeye başladı. Kesin dedim hasta olacak. Kızım ertesi gün ilk defa hastalandı. Öğrendiğim kadarıyla teyze&amp;nbsp;hasta değilmiş. O gün evde hiç kimse hasta değildi... Hasta olan benim düşüncelerimdi. Bulaşıcı olan hastalık değil, hastalık düşüncesi veya korkusu idi...&amp;nbsp;Hipokrat &amp;quot;Hastalık yoktur, hasta vardır&amp;quot; derken inceden inceye bana mı söylemiş bu sözü acaba... &lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;Şimdi hastalık dediğimiz şey sağlıklı olmama durumu, kötülük dediğimiz iyi olmama durumu, bir ikilik içinde yaşıyoruz. Birinden kaçarken diğerine koşuyoruz. Doğudan kaçarken batıya koşuyoruz tekrar doğuyu buluyoruz.&amp;nbsp;Galiba bir durmak lazım önce. İyi-kötü atalarımızın geceleri ateşin önünde oturuyorlarken eğlenmek için buldukları bir ışık-gölge oyunu. Bu oyunun bir gün hayatımızı zehir edeceğini bilselerdi oynamazlardı herhalde. İyinin ve kötünün her saniye yer değiştirmesi,&amp;nbsp; yani hareketli bir hedef olması bir &amp;quot;iyinin peşinde koşan&amp;quot; insan için esas sorunu teşkil ediyor. Peşinden koşulan şey, havaya atılan bozuk para gibi bir iyi yüzünü bir kötü yüzünü gösteriyor. Peki neyi kovalayacağız? Birşeylerin peşinden koşma işi de atalarımızın gündüz ormanda oynadığı oyunlardan mı acaba?  &lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;Ekmek parası peşinde koşmak en masum yalanlarımızdan, en temel ihtiyacımız ekmeğe olan muhtaçlığımız... Haberlerde çoğu zaman acındırma konusu yapılan, eve ekmeği zor alan,&amp;nbsp;kapısından bir kilo et&amp;nbsp;girmeyen gecekondusunun bahçesinde&amp;nbsp;ilaçsız, suni gübresiz yeşilliğini domatesini kendisi ekip yiyebilen insanlar bir yanda, hiç et ve ekmek yemediği için övünen ve sadece organik beslenmek için domatesinin üzerinde ilaç ve suni gübre kullanılmamış olduğuna dair sertifikayı görmek için 3-4 kat fazla para vermeye hazır insanlar bir yanda... Bu insanların hepsinin DNA sında 22 kromozom varsa, bu işte bir gariplik var. Belki de elinde olanın bir işe yaramadığını gören ve kurtuluşu elinde olmayanı denemekte bulan insanların trajedisi bu.  &lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;Bunları olanı yansıtmak amacıyla yazdım. Zira insanlığı kurtarmak değil derdim. Kendimi kurtarmak... Hepiniz benim dünyamdasınız zira... Ben değişirsem hepiniz değişeceksiniz. Bu da benim sizlere kıyağım olsun... &lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="MsoNormal" style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-5429336892082961125?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/5429336892082961125/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=5429336892082961125&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/5429336892082961125'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/5429336892082961125'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/03/dnyorum.html' title='Düşünüyorum'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-8627113595292970087</id><published>2007-03-26T10:05:00.001+03:00</published><updated>2007-03-26T10:05:16.115+03:00</updated><title type='text'>İşte öyle...</title><content type='html'>&lt;div&gt;Bu sabah afyonum patlamadı... Hani bu saatlerle oynuyorlar ya... Ondan... Keşke vücut saatlerimizide ayarlamak o kadar kolay olsa. Bir&amp;nbsp;ara&amp;nbsp;işe yaramadığı için bu yaz saati uygulamasından vazgeçilmesini konuşuyorlardı. Henüz vazgeçmemişler anlaşılan.&amp;nbsp; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Orucu cuma akşamı açtım bu arada. &lt;/div&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-8627113595292970087?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/8627113595292970087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=8627113595292970087&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/8627113595292970087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/8627113595292970087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/03/ite-yle.html' title='İşte öyle...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-2772862665136325499</id><published>2007-03-23T09:30:00.001+02:00</published><updated>2007-03-23T09:30:03.670+02:00</updated><title type='text'>5. Gün</title><content type='html'>&lt;div&gt;Günaydın,&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Bugün 5. gün...&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;-Nasılım? &lt;/div&gt; &lt;div&gt;-İyiyim. Açlık hissi dün öğleden sonra kayboldu. İşe giderken çıktığım yokuşta eskisine göre biraz performans kaybı var. Sabahları özellikle ani kalkışlarda hafif baş dönmesi oluyor. Bu sabah bisiklete binmedim. Sebebi ise anormal bir saatte kalkmam. 4:30 da uyandım. Akşam erken yattığım için olsa gerek. O saatte kalkıp kuş gibi oturmak istemedim. Tekrar yattım. Uyuyamadım. Sonra dalmışım. Uyandığımda saat 6:50 idi. Spor için çok geç bir vakitti. Neyse, bugünde dinleneyim değil mi? :)&amp;nbsp; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Planım bu akşam orucu bozmak. 3. günü akşamı orucu bozup bozmamam konusunda tereddüt yaşarken, bugün acaba uzatıp uzatmama konusunu düşünüyorum. Anlaşılan o ki; benim oruç eşiğim 3. ve 4. günlermiş. Gaia ile konuşurken &amp;quot;Perşembe günü akşam görüşeceğiz halimi o zaman görürsün...&amp;quot; deyip söz vermem sayesinde oruç eşiğini aştım kanaatimdeyim. Yanlız, geçen günlerde bahsettiğim kitaba uygun başlamadığımdan, yeni bir başlangıç düşünebilirim. Bir ara temizleyici öğün ve peşinden meyve ve yeşil sebze ile devam edip sonra tekrar başlasam süper olacak. Sanırım bundan daha kolay geçecek. Hem belki bende yemekten bağımsız bir insan olma yolunda daha ileri seviyelere ulaşabilirim ne dersiniz? Sonraki hedefim uykuyu azaltma olacak. Bu orucun, uyku seviyesinde bir azalma&amp;nbsp;sağlayacağını hissediyorum. Bir taşla iki kuş yani...  &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Akşam felsefe okuluna gittim. Mahabharatha destanının ikinci dersiydi. Çok güzel bir gösteri ile destanın özetini sundular arkadaşlar. Çok güzeldi, hoştu. Sevgili arkadaşım &lt;a href="http://bugunbirgunogun.blogspot.com/"&gt; Gaia&lt;/a&gt; Krişna rolünü çok güzel oynadı. Kendisini buradan tekrar tebrik ediyorum. Peşinden ders yaptık. Bir yandan aktif olarak dharma ve karma konusunu işlerken, diğer yandan pasif olarak taburede nasıl uzun süre oturulurun pratiğini yaptık. Duruşum konusunda problemler var onu anladım.  &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Durgun bir sabah...&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-2772862665136325499?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/2772862665136325499/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=2772862665136325499&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/2772862665136325499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/2772862665136325499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/03/5-gn.html' title='5. Gün'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-2868910607980027153</id><published>2007-03-22T11:11:00.001+02:00</published><updated>2007-03-22T11:11:44.111+02:00</updated><title type='text'>4.Gün</title><content type='html'>&lt;div&gt;Günaydınn,&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Bugün orucumun 4. günü... &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Niyetim blogu bir oruç günlüğüne dönüştürmek değil aslında ama vücudumda hissettiklerim şu anda herşeyden önde. Önce herzamanki gibi önce dün neleri reddettim onlardan bahsedeyim :) Efenim öğlenleyin direk taksime çıktım. Hava güzeldi, biraz rüzgar vardı, genelde hoştu. Bir arkadaşımı da ayarttım. Arkamdan oda geldi. Kaaveye gittik oturduk. Tabi yine konu sağlığa döndü. Bu muhabbetten kurtulamayacağım galiba. Özellikle sütsüz bir kahve olsun diye espresso istedik. Garson kız taktik icabı &amp;quot;Orta mı olsun büyük mü?&amp;quot; dedi. Aklımızda küçük içmek varken orta olsun dedik. Su bardağı ayarında bir fincanla geldi kahveler. Sohbet ederken &amp;quot;Sen ne yemek çıktığını bilmiyorsun değil mi?&amp;quot; diye sordu arkadaşım. &amp;quot;Neymiş?&amp;quot; dedim. &amp;quot;Boş ver söylemeyeyim o zaman&amp;quot; dedi. Öğle yemeği piknik gibiymiş. Izgara ve tatlıda yaş pasta çıkmış.&amp;nbsp;iki-üç aydabir çıkar böyle...&amp;nbsp;Bir de akşam üzeri dağıtılan Adana&amp;#39;dan gelmiş cezerye var. Hepsi sıraya girmiş gibiler değil mi?  &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Akşam biraz tansiyonum düşüktü. Bir iki kez ayağa kalktığımda baş dönmesi yaşadım. Eve gelirken greyfurt alıp, suyunu sıkıp&amp;nbsp;içtim.&amp;nbsp;Bitkinlik vardı akşam.&amp;nbsp;Orucu açmak konusunda&amp;nbsp;düşündüm. Ama&amp;nbsp; devam etmeye karar verdim.&amp;nbsp;Bedenim herzaman böyle bitkin olmuyor gün içinde. Şu anda normale yakınım mesela. Bitkin zamanlarda karar vermemek lazım.&amp;nbsp; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Bu orucu ilk kez tuttuğumda okuduğum kaynak kitabı&amp;nbsp;raftan alıp gözden geçirmeye karar verdim. Orada&amp;nbsp;hatırladığım kadarıyla,&amp;nbsp;15. günde&amp;nbsp;kendinizi 5. günden çok daha iyi hissedeceğimizi yazıyordu. Bu bitkinliğin sebebi, sanıldığı gibi besin eksikliğinden&amp;nbsp;kaynaklanan bir etki değil. Zamanında yediğimiz&amp;nbsp;vücuttan atılamamış, çeşitli dokularda birikmiş&amp;nbsp;&amp;quot;mukus&amp;quot; denen yapışkan şeyler, geçmişte kullandığımız ilaçlar,&amp;nbsp;tekrar yerlerinden sökülüp kana karışıyor. Kanı yoğunlaştırıp gerektiği gibi oksijen taşımasına engel oluyor. Baş ağrısı, bitkinlik, yorgunluk şeklinde tezahür ediyor. Sindirim işlemi -bizim yediğimiz beslenme tarzında- çok yorucu bir süreç:&amp;nbsp;yaklaşık iki saat mide kasılıyor, yağlı besinler kana karışıp&amp;nbsp;kanı yoğunlaştırıyor, damarlar daralıyor, ısı ortaya çıkıyor,&amp;nbsp;yoğun kan kalbi yoruyor ve şişkinlik&amp;nbsp;doğru nefes almamızı engelliyor. Biz bunu enaz üç kez yapıyoruz. Sindirim dışında kalan vakit ve enerjiyi vücudumuz bozulan yerleri onarmakla ve temizlikle geçiriyor. Sindirim olmayınca tüm vaktini temizlik ve onarıma ayırdığından, pislikler bulunduğu yerden çıkıp kana karışıyor yahut bağırsak duvarlarından çıkmaya hazırlanıyorlar. Bu yüzden orucu açmak çok önemli. Yanlış açıp ölenler olmuş. Biraz kişiye özel bir durum aslında, geçmişinde neler yediğinle ve hangi ilaçları kullandığınla ilgili. Oruç açarken yediğin şeyin besin değeri çok önemli değil. Temizleyici ve müshil etkisi olması önemli. Zira tekrar bu mukusları sindirmek istemeyiz. &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Sabah kalktım. Akşamki bitkinliğimden ötürü bisiklet çevirme konusunda kararsız kalsamda saat 5:45 te uyanıktım. Tekrar yatmak istemedim. Başlarken ne kadar yorgun olsamda&amp;nbsp;pedalları çevirmeye başlayınca devamının geleceğini bildiğimden,&amp;nbsp;spor alışkanlığı yaratacak süreci bölmek istemedim. Lost&amp;#39;un 4. bölümünü koydum bisiklete bindim. 40 dakika sonra indiğimde gerçekten yorgundum. Kadıköy&amp;#39;e indiğimde bir bardak greyfurt suyu içip vapura bindim. Bu arada başlangıçtan bu yana çay kahve içmesem süper olacakmış. O kısımı yanlış yapmışım ama yine de&amp;nbsp;ölümcül bir hata değil. Bugün limonlu ıhlamurla yola devam ediyorum. Limon suyu yoğunlaşmış kanı seyreltici özelliğe sahip. Bu beni biraz rahatlatıyor.  &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Şu anda kötü değilim, iyiliğin alt kademelerinde olsamda &amp;quot;iyiyim&amp;quot; :)&lt;/div&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-2868910607980027153?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/2868910607980027153/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=2868910607980027153&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/2868910607980027153'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/2868910607980027153'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/03/4gn.html' title='4.Gün'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-354192257032326022</id><published>2007-03-21T10:02:00.001+02:00</published><updated>2007-03-21T10:02:40.019+02:00</updated><title type='text'>3. Gün</title><content type='html'>&lt;div&gt;Günaydın,&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Bugün orucun üçüncü günü... Bu sabah biraz bitkin hissediyorum. Yine de bu sabah 6 da kalkıp Lost&amp;#39;un 3. bölümü eşlüğünde bisiklet çevirmeme engel olmadı. Bu bitkinlik dün akşam başladı. Hayatımda bazı değişiklikler oluyor şüphesiz. Eski gündelik&amp;nbsp;yaşantımdan biraz beni uzaklaştırdı. Her sabah kahvaltı yaptığım, şirketimizin arkasında&amp;nbsp;bulunan cami ile şirket binasının arasındaki boşlukta&amp;nbsp;kurulmuş&amp;nbsp;çaycı-şarküteri İmam&amp;#39;da durmuyorum artık. Tabi bu durmamım amacı sadece kahvaltı değil. Orada kahvaltı yapan müdavim arkadaşlarda var onlarla sohbet te kahvaltıma eşlik ediyor. Orada sadece çay-kahve de içebilirim ama her sabah kepekli ekmeğe karışık tost yiyen birisi olarak,&amp;nbsp;yemediğim tostun sebebi kesinlikle sohbet konusu olacaktır.&amp;nbsp;En zor durumda kaldığım durum bu &amp;quot;neden&amp;quot; sorusudur. Anlat anlatabilirsen. &amp;quot;Ama bu çok zararlı... Hiç yemeden olur mu? Sonra şu olur bu olur...&amp;quot; şeklindeki sebep sonuç ilişkileri önüme sunulur. Her gün diyetten bahseden, bayramdan beri kaç kilo aldığının hesabını yapan, kurutulmuş ekmek yahut galeta ile yaşamını idame ettirenler bile bana akıl vermeye başlarlar. En sonunda beni bu &amp;quot;ölüm orucu&amp;quot;ndan döndürmeye ikna edemediğini anlayanlar&amp;nbsp;kendilerini kötü hissederler ve bana biraz kızarlar çaktırmadan. Bunları daha önce yaşadım. O yüzden tekrar etmesini istemiyorum.&amp;nbsp; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Oruç tutmaya başladığım gün öğle arasında&amp;nbsp;hava&amp;nbsp;bahardan avans çekmişiz gibiydi. Dışarı çıkarken bir arkadaşım&amp;nbsp;gelmek istedi. Memnuniyetle kabul ettim. Giderken birkaç işi olduğunu bunlardan birisinin, arasıra kaçamak yapıp&amp;nbsp;tatlı yemeye gittiğimiz, meşhuuur baklavacı Güllüoğlu&amp;#39;ndan&amp;nbsp;paket yaptırmak olduğunu söyledi. İlk gün çok savunmasız değildim. İlk defa sanırım, dükkandan yemeden çıktım. Akşam eve azıcık geç gittim. Kitapçıya uğradım. Alkım Kitabevi yer değiştirmiş. Yeni yerini merak ediyordum. Kadıköy&amp;#39;deki eski Migros&amp;#39;un yerine geçmişler. Bir kenarı yeni trend olan kahve dükkanı olmuş. Kahvehanenin kitapçıya yakıştığını düşünüyorum.&amp;nbsp;Üç katlıydı yanılmıyorsam.&amp;nbsp;&amp;quot;Tanrı&amp;#39;nın Doğum Günü&amp;quot; adlı kitabı ararken&amp;nbsp;gezmekten yorulduğumu söyleyebilirim. Zaten yokmuş. Eve gittim annemin&amp;nbsp;benim için yaptığını söylediği yemeklere bir çalım attım. &amp;quot;Neyse, yarın yenir bu yemekler&amp;quot;&amp;nbsp;yaklaşımı ile ertsi gün içinde yemek yapılmasını engellediğimi düşündüğümden oruç tuttuğumdan bahsetmeden bugünü de atlattım.&amp;nbsp;Kapı çaldı. Kapı komşumuz elinde&amp;nbsp;bizim takıma ait bir tabak ile karşımda duruyordu. Tabi tabak boş değildi. Beş büyük parça sütlü nuriye ile iade etti tabağı.&amp;nbsp;Yemedim... &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Sabahleyin, dün akşam arayıp bulamadığım kitabı, kitabı bana öneren arkadaşım&amp;nbsp;okumam için getirmişti. Çekim yasası işliyordu. Öğle arasında Galata Kulesinin dibindeki kahveye gittim. Kitaptan okumaya başladım. Peşinden arkadaşlarım&amp;nbsp;yemeklerini yiyip geldiler.&amp;nbsp;Konu yine sağlık sohbeti oldu.&amp;nbsp;Bu arada sigara kokusundan bir rahatsızlık başladı. Daha doğrusu kokuya hassaslaştım&amp;nbsp;galiba. Gün içinde hep camları açıp durdum. Bu konuda memnun bile olmuştum.&amp;nbsp;Arınma burnumdan başlamıştı bile.&amp;nbsp;Akşam eve girer girmez&amp;nbsp;mis gibi köfte kokusundan bir duvara çarptım. Mutfağa girdim tabağın&amp;nbsp;kenarındaki köftelere ve kenarındaki kızarmış yeşil biberlere baktım. Yeni kızarmışlardı. Bu bana yapılır mıydı? Antagonist iş başındaydı ve çok iyi çalışıyordu. Köfte kokusunu yatarken bile aldım. Evin heryerine sinmişti. Anneme yemiyeceğimi söylerken neler çektiğimi bilemezsiniz. Ama yemedim...&amp;nbsp; &lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Yazıya başlarken ki bitkinliğim kalmadı bu arada. Daha iyiyim. Limonlu çay iyi geldi...&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;Kayda değer bir şeyler olursa yazarım yine.&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/div&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-354192257032326022?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/354192257032326022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=354192257032326022&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/354192257032326022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/354192257032326022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/03/3-gn.html' title='3. Gün'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-8544350649003200081</id><published>2007-03-20T12:11:00.001+02:00</published><updated>2007-03-20T12:11:43.579+02:00</updated><title type='text'>Selam yine yeni yeniden</title><content type='html'>&lt;p&gt;Merhaba,&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Öncelikle aşağıda &lt;em&gt;Teknoloji&lt;/em&gt; başlıklı fakat gerisi gelmemiş yazı teşebbüsümü anlatayım...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Efendim, eski cep telefonumun en işe yarar düğmesi kendi öneminin farkına varıp işi bırakmasından sonra, restini görüp lokavt yapmaya karar verdim. Yeni cep telefonu almak, özellikle benim gibi teknolojiden biraz anlayan ve bu iş için ayırdığı bütçesi az olan birisi için çok zor. Neyse efendim, fiyat/performans açısından bana göre en uygun telefonu eşim hediye etti bana. Zira doğum günüm için ne alsam diye düşünüp duruyordu. Onu da kurtarmış oldum. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Her yeni oyuncak gibi başladım işlevlerini denemeye, internet ayarlarını yaptım, uygun bir internet gezgini buldum yükledim, vs... Blog sayfama girmeyi denedim önce, başardım. Çok mutlu oldum şaşırdım da , beklemiyordum aslında. Neyse tipik insanın iç sesini duydum &amp;quot;daha fazlasını iste&amp;quot; diyordu. Dedim bir de yazı yazabilirsem  &lt;em&gt;tam süper olacak&lt;/em&gt;. Aaa, şifre girdim derken yazma bölümü geldi. Başladım, bu yazıyı cepten yazıyorum bu teknoloji ne güzel birşey bâbında bir iki paragraf yazı yazmaya -cep telefonu tuşlarıyla yazmanın nasıl zor olduğunu tahmin edersiniz di mi?- ,yazı zor da olsa bitti. Gönderdim. Olmadı. Aynı sayfaya geri döndüğünde yazı silinmişti. Tekrar yazdım... Gönderdim. Yine olmadı. Aslında tam olmadı demek doğru olmaz. Aşağıdaki sadece başlıktan oluşan yazı oldu. Bunun için o kadar çabalamıştım ki, sadece başlığı bile silemedim. İşte böyle... &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Yazıya &amp;quot;Öncelikle&amp;quot; diye başlayınca devamında da bişiy anlatmam gerekiyor... Son yazımdan bu yana ne oldu, dişe dokunur şeyleri kısaca anlatayım. &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bundan dört sene önce bir heves başladığım ama yaz tatilim sebebiyle bıraktığım Yeni Yüksektepe Felsefe Okulu&amp;#39;na , &lt;a href="http://bugunbirgunogun.blogspot.com/"&gt;&lt;font color="#ff99ff"&gt;Gaia&amp;#39;nın&lt;/font&gt;&lt;/a&gt; sayesinde -sağolsun- tekrar başladım. Altı aydır yoğun şekilde devam eden ingilizce kursumunda bitmesiyle ortaya çıkan zamanı da değerlendirmek adına iyi birşey yaptım.  &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kitaplar okudum. &amp;quot;Sadece aptallar sekiz saat uyur&amp;quot; kitabını bir gecede uykumdan feda ederek bitirip en azından o gece için &lt;em&gt;aptal&lt;/em&gt; olmadığımı kendime kanıtladım. Tabi bu bundan sonraki uykularıma vicdan azabı kattı. &amp;quot;Tanrılar Okulu&amp;quot; kitabını okudum. Tabi diğer kitap gibi kolay olmadı. Ama bitti... Fakat bitirdiğimde kitabı sadece okuduğmu farkedip içinde eksiklik hissettim. Bu kitap yaşamalı diye düşündüm. Yani raftaki yerini almadan önce beni değiştirmeliydi. Uzun zamandır aradığım yemek tarifini buldum sanırım. Haydi hayırlısı... Kitap cepte taşınmayacak kadar büyük olduğundan taşınması biraz zor. Unutmamak içinde arasıra okumam gerekli. Tam kitabı başta gözden geçirip  &lt;em&gt;Dreamer&lt;/em&gt;&amp;#39;ın laflarını bir kenara yazıp onları arasıra okuyayım derken, bir baktım yazılmışı var. Kitabın tam istediğim gibi bir özetini basmış yayımcı kuruluş. Kendilerini tebrik ediyorum. &amp;quot;The Secret&amp;quot; belgeselini seyrettim. Çarpıcıydı. Onuda sonra anlatırım... &lt;/p&gt; &lt;p&gt;İçimdeki devi yine uyandırdım galiba. Bundan öncede defalarca uyanmıştı. Tekrar uyumuştu çeşitli bahanelerle... Her defasında ilham veren kitaplar okudum. Şimdi onları da hatırlıyorum. Yani her uyanışta bir kazanç olmuş, devin her uyanışı farklı olmuş. Şimdi  &lt;em&gt;özgözlemleme&lt;/em&gt; zamanı...&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bu arada, çevremde bir yabancı dizi seyretme çılgınlığıdır gidiyor. En meşhur dizi &lt;em&gt;Lost&lt;/em&gt; şu anda. Bir zamanlar 24 dizisi vardı. Şimdi eski popülerliğini kaybetti. Bir yandan merak ettiğimden, diğer yandan da dizinin sadece benim merak etmem için yapıldığını bildiğimden dolayı yemi yutmak istemediğimden, ikilem yaşıyordum. Bana birşey katması gerekliydi. Buldum sonunda. Bir bölün 40 dakika sürüyor. Bu benim evde bisiklet çevirmek istediğim süre kadar. Sabahları erken kalkıp bisiklet çeviriryorum iki gündür. İki bölüm seyrettim bu iki günde. Sadece bisiklet çevirirken vakit geçmek bilmiyordu. Artık öyle değil ;) &lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br&gt;Birdee, - çok oldu biliyorum, bu son- bu pazartesiden bu yana oruç tutuyorum. Bildiğiniz islam orucu değil, Dr. Arnold Ehret&amp;#39;in orucundan. Geçmişte denemelerim olmuştu. Şimdi tekrar yapıyorum. bugün 2. gün gayet iyiyim şu saatlerde (11:45). Sadece su , tabi çeşitli meyve sularına da abartmamak şartıyla izin var. Ama ideali sadece su. Arınmaya çalışıyorum. Üzerimdeki miskinliği atmaya.  &lt;/p&gt; &lt;p&gt;Şimdilik bu kadar, gelişmeleri anlatırım sonra. &lt;/p&gt; &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-8544350649003200081?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/8544350649003200081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=8544350649003200081&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/8544350649003200081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/8544350649003200081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/03/selam-yine-yeni-yeniden_20.html' title='Selam yine yeni yeniden'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-1396811016659329858</id><published>2007-01-27T12:25:00.000+02:00</published><updated>2007-01-27T12:26:12.562+02:00</updated><title type='text'>Teknoloji</title><content type='html'>&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-1396811016659329858?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/1396811016659329858/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=1396811016659329858&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/1396811016659329858'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/1396811016659329858'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/01/teknoloji.html' title='Teknoloji'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-6055507710562871350</id><published>2007-01-16T16:59:00.000+02:00</published><updated>2007-01-17T12:19:54.319+02:00</updated><title type='text'>Momentum</title><content type='html'>Uzun aradan sonra tekrar ufakta olsa yazmaya karar verdim. Çünkü demincek öyle boş boş durduğumu farkettim. Yazmak istediğim halde yazmamamın sebebini aramakla hata ettiğimi de. Çünkü sebebini arayıp bir yığın felsefe yapmak, yazıvermekten daha zor. Boş ve bağıntısız da olsa yazayım dedim. okuyanlar nasılsa bir bağlantı kurarlar :) Laf aramızda, bir çok sanatçı herzaman olmasada arasıra bu paravanın arkasına sığınıyor. Okuyupta bişey anlamayanlara: "Siz ne anlarsınız? Çok sığ düşünüyorsunuz. Biraz daha derin düşünün bağlantıyı bulacaksınız." derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün patronumun hesabına hiçbir şey yapmadan oturup, benim yapmamı bekleyen ortanın üzeri bir lokma sayılan bir işi yapmamak hakkında diyecek birşeyim yok. Nasıl diyorlar ecnebiler ? "No comment".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amigdalamı korkutmuşum meğersem. Beynimin eski bölümlerinden biri. Derinlerde durduğundan bugüne kadar hassasiyetini farkedemediğim bir çalışanımmış. Buraya birşeyler yazmak isterken, mükemmeliyetçi yanım, yazacaksan güzel birşeyler yaz der bana. Güzel örnekler olsun. Bir de okuyanları az çok bildiğim için onlarada hitabeden bir konu bul ki okurken sıkılmasınlar. Derken yapılacak iş karmaşık, üzerinde çalışılması gereken , iç dökmenin dışında bir takım kaygıları olan bir iş olup çıkıyor. Bunu gören amigdalam "anam anam anam diyeyim ben sana, bu iş büyük iş senin yapman gereken daha önemli işler var" deyip beni yolumdan alıkoyup, erteleyerek vakit kazanmaya çalışıyor. Aynı şey yapmam gereken orta sıklet istatistik programı içinde geçerli. Hep amigdalamın suçu. O da ne yapsın? Binlerce yıldır atasından dedesinden ne gördüyse onu uyguluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Askerde sınırda da görev yaptım kimi zaman. İran sınırı, hani doğal gazımızı kestiler ya. O gaz borularını sınırı geçtiği yerde. Neyse efendim, bizde termal kameralar var. Termal kamera sıcak şeyleri parlak soğuk şeyleri karanlık gösterien bir kamera türü. Karanlıkta, Türkiye üzerinden Avrupa'ya kaçmak isteyen Afgan ve Pakistanlı mülteci adayları İran güvenlik görevlilerininde yardımıyla sınırmızdan geçmeye meylederlerdi. İnsanoğlu 36 derece sıcaklıkta olduğundan bu kamerada parıldar, nöbetçi bunu görür ve mütecaviz yakalanır. Tabi bir takım hayvanlar ve büyük boy taşlar geç soğuduğundan kamerada parlak görünür. Bunu bilen terörist, sınırdan geçmek için şunu yapar: Önce naylonlara sarınır iyice ısı vermemek için , sonra yere yatar ve çok ağır sürünmeye başlar. Ama çok ağır. Nöbetçi onu taştan ayıramaz. Belki 2-3 saatte 50 metrelik yolu geçer. Kamerayı aldatamaz belki ama nöbetçi aldanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu teknikle amigdalamızı atlatabiliriz bizde. İş ne kadar büyük olursa olsun yapıveririz duraksamadan. Kaizen tekniği diye bir teknik bulmuşlar. Bunu çeşitli alanlara uygulamaya çalışan bir disiplinmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de genel geçer bir kanun var: Momentum galiba, "Hareket eden şeyleri durdurmak, duran şeyleri hareket ettirmek zordur."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladın sen onu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte böyle... bugünlük bu kadar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-6055507710562871350?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/6055507710562871350/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=6055507710562871350&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/6055507710562871350'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/6055507710562871350'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2007/01/uzun-aradan-sonra-tekrar-ufakta-olsa.html' title='Momentum'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-116228526431344588</id><published>2006-10-31T10:44:00.000+02:00</published><updated>2006-10-31T11:03:15.210+02:00</updated><title type='text'>Kızım :)</title><content type='html'>Enson kızımın 3 boyutlu renkli doplerde çekilmiş resmini göndermiştim. Şimdi gerçeğini görün bu son moda aletler ne kadar başarılı siz karar verin :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/320/IMG_1608_1_1_1.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;Bu resim doğduğu gün çekildi. 5/8/2006&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/320/IMG_1841_1_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;Burada 8 Günlük. 13/08/2006&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/320/IMG_1882_1_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;11. Gün. 16/08/2006&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/320/IMG_2530_4_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;Ve bu da 29/10/2006 &lt;/p&gt;&lt;p align="left"&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-116228526431344588?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/116228526431344588/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=116228526431344588&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/116228526431344588'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/116228526431344588'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/10/kzm.html' title='Kızım :)'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-115866807963720139</id><published>2006-09-19T13:05:00.000+03:00</published><updated>2006-09-19T15:14:39.746+03:00</updated><title type='text'>Özlemek üzerine...</title><content type='html'>Özlemek bildiğimiz özlemek...&lt;br /&gt;Bazen bazı tarifleri gereksiz buluyorum bu da onlardan biri. Hissi herkes en az bir kere yaşamıştır zaten. Yaşayan bilir. Kısaca, "eksiklik" halidir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlemek sözcüğünü internette aradığınızda salya sümük sevgi siteleri üzerinize yığılıyor. Lâkin benim aradığım onlar değil. Kökünü arıyordum. Neyse ki bir kişi benim gibi düşünmüş. Ekşi sözlüğe bir tanım yapmış. Bulmaktan mutlu oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Seni öz-ledim" dediğinizde "Seni özümsedim." , "Sen özüme karıştın.", "Sen bana benim kadar yakınsın, şah damarım gibisin." gibi şeylerden bahsederiz. Lakin, bu anlatımlarda bir "eksiklik hissi" söz konusu değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu söz sevilenin yanında olmaması durumunda söylenir. Yanındayken söylerseniz "Amma abarttın ha!" tepkisiyle karşılaşırsınız :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek anlamda kullanırsak,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seni özledim...&lt;br /&gt;- Ne zaman?&lt;br /&gt;- Seninleyken tabi ki.&lt;br /&gt;- Neden şimdi söylüyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son soru ağır bir sorudur. Milletcek bu sorunun ağırlığından kurtulmak için gelin hep beraber şöyle diyelim demişiz :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Seni özledim...&lt;br /&gt;- Canıııım bende seni çok özledim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz özümsenen kişi yanımızda iken bu ve buna benzer sözleri sarf etmeyiz. Özlenenin eksikliğini hissettiğimiz zaman bunu belirtmeyi o kadar kanıksamışız ki, sözün anlamının kaydığına bile gözlerimizi kapamışız. Sözün özünü görmezden gelmişiz. Vay halimize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz özlenecek kişiyi özünüze katarken bu farkedilmiyor sanırım. Nefes almak gibi. Sizin nefesinize karışıp özünüze ulaşıp oraya yerleşiyor. Ne zaman nefesiniz kesilir gibi hissettiğinizde uyanıyorsunuz. "Seni özlediğimin farkına vardım" diyorsunuz. "Sen benim özümle birsin ve yoksun". Yokluk en basit turnusol kağıdı. Bu durumda "Seni özlemişim" desek anlam ve duyguyu tutturmuş oluruz gibi geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özümsediğimiz kişi gibi düşünebilip onun gözlüğüyle dünyayı değerlendirecek kadar özlemişsek hem büyümüş hem de değişmişizdir aslında. Belkide büyümenin ve değişimin verdiği acı var özlemekte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda insan özlediği kadar özgürleşir de. Özümüze ne kadar çok şey katıp zenginleştirirsek o kadar derin ve büyük olmaz mıyız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlenecek birşey olmadığında da acı çekmez miyiz? Özümüzün büyümeye olan açlığından mıdır?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-115866807963720139?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/115866807963720139/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=115866807963720139&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115866807963720139'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115866807963720139'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/09/zlemek-zerine.html' title='Özlemek üzerine...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-115823541997636886</id><published>2006-09-14T14:14:00.000+03:00</published><updated>2006-09-14T17:00:19.666+03:00</updated><title type='text'>Tatildeydim...</title><content type='html'>30 Ağustos'ta ailecek çıktık tatile...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik Ece geldikten sonra -onuda sayarsak- 4 bazen 5 kişi yaşamaya başladık evde. Eşimin annesi Ece'ye bakmamıza yardım ediyor. Bazen baldızda katılıyor. Ekip büyüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ece doğduktan sonraki ilk tatilimiz bu. Tabi tecrübe sıfır. Kırkı çıkmamış çocukla tatile çıkmak. Babaannesinin ve dedesinin elini öpecek ya. Onlar gelecekti ama siz durun biz gelelim dedik. Eşimin evde oturmaktan ruhu sıkılmış zaten gezmek istiyor. Anneanne tecrübesiyle idare ediyoruz ama laf aramızda onu yaptığı herşeyi izleyip yerinde müdahale ediyorum. O kadar çok akla mantığa sığmayan şey duydum ki bu doğum sırasında, şaşkın şaşkın gezdim uzun süre.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğum iyi bir özel hastanede oldu. Ama hastanede konuşulanlar XYZ baba türbesinde konuşulanlardan pek farklı değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kızlar sarı tülbent getirmeyi unutmadınız di mi?&lt;br /&gt;- Getirdik anne tamam.&lt;br /&gt;- Sarı tülbent mi? neden?&lt;br /&gt;- Çocuk sarılık olmasın diye yavrum.&lt;br /&gt;- ???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir komşu ailecek ziyarete hastaneye geldi. Ama bayanlarda anlamlı bakışmalar filan var. Gelen bayan çocuğun yüzüne bakmayayım ben filan diyor. Bizimkilerde evet evet diye onaylıyorlar sessiz sessiz konuşarak... Ben yine merakla takip ediyorum. Yine de dayanamayıp baktı meraktan. En sonunda anlıyorum. Gelen bayan regl olmuş o yüzden kızımın yüzüne bakmazmış. Çok üstüne gidip soru sormadım bu konuda...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumu odada beklerken baldız başını bağlamış sehpanın kenarında dua okuyordu bir ara. Doğumu beklerken biraz heyecan biraz koşturmaca bir ara çok susadığımı farkettim. Odada sehpa üzerinde pet şişede suyu farkettim içtim ama hepsini değil. Bir parmak filan bıraktım sonunda... Çocuğu getirdiler annesinin kucağına verdiler. Birden bir telaş oldu yine çantadan bir hurma çıkardılar çocuğun ağzına veriyorlar. Tabi kabuklu bir meyve olduğundan çocuğa bulaşmıyor bile. Sonra ucundan biraz ısırıp meyvenn içine ulaştılar azıcık sıkıp içini çocuğun ağzına sürdüler. Ağzı hep böyle tatlı olsun diye imiş. Sonra etrafa bakınmaya başladılar. Okunmuş su arıyorlar. Baktılar ki şişe boş :) neyse damlattılar biraz okunmuş sudan çocuğun ağzına...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anne ne yerse çocuğa süt olduğundan yediklerine dikkat et dediler. Acı yersen coçukta acı yemiş olur. Ağustos böceği oldu bizim kız. Mevsim yaz sıcak... Eşim evde dolaptan su şişesini çıkardı. Bir bardak doldurdu. Tam içecekken... Annesi atladı:&lt;br /&gt;- Aman kızım içme !&lt;br /&gt;- Neden anne? Çok sıcak yanıyorum...&lt;br /&gt;- Sen ne yer içersen çocuğada geçer.&lt;br /&gt;- eee&lt;br /&gt;- Soğuk su bu kızım üşüteceksin çocuğu...&lt;br /&gt;- ???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk elini kolunu sallayıp duruyor, henüz koordineli hareketler oluşmadı... Elini açıyor kapatıyor, bacaklarını sallıyor. Çocuğun başında ki baldız birden annesine sesleniyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Anneee! bak Ece bir ayağını diğer bacağının üzerine koydu. Kardeş istiyor anne bu kız...&lt;br /&gt;- ???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bak eli hep açık bu kızın hiç kapatmıyor. Çok cömert eli açık olacak...&lt;br /&gt;- ???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve şimdi aklıma gelmeyen 10larcası...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumlarla çok karşılaşınca "Acaba tecrübesiz olmak daha mı iyi?" diyorum. Hatta çocuğumu böyle bir tecrübenin eline bırakırken aklımda soru işaretleri oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse biz 4 yetişkin bir bebek araba ile yola çıktık. Adana yaklaşık 1000 km. İki sürücü değişimli olarak vardık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hazır giyimden pek kıyafet bulamadığımdan ilk günü akrabamız olan terziye gittim. Kumaşımı bırakıp, ölçümü verdim. Malum prova içinde çağıracağından ben buradayken provanın olması lazım. Her gittiğimde takım elbise diktiririm. Bu sefer gömlek istedim. Bir kenarda parçacıdan ucuza aldığım keten kumaşlarım vardı. Onlardan gömlek diktirdim. Güzel olursa adam gibi kumaştan da diktireceğim. Netekim güzel oldu. Kumaş ta çok güzelmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otobüs veya uçağı tercih etmememin sebebi Adana'da arabasız kalmamaktı. Geçen sene eve tıkılıp kalmıştık. Geldiğim günü terziden geldikten sonra akşam üstü kardeşimin bir ilacı bittiğinden nöbetçi eczane aramak üzere arabayla çıktık tekrar... İlacı bulduk dönüş yolunda eve 300m. mesafe kala debriyaj boşaldı. Hemen dörtlüleri yakıp kenara çektik. Sonra telefonlar vs. bir çekici geldi. Arabayı yüklenip servise bıraktı. Ertesi sabah servile görüştüm. Bir parça gerektiğini söyledi. Ama ellerinde yokmuş. İstanbuldan gelecekmiş. Bugün(perşembe) isteriz pazartesi gelir, salı takarız, çarşambaya alırsınız arabayı dedi???&lt;br /&gt;Neyse tanıdıkları devreye soktuk. Mantıklı bir şeyler olmaya başladı. Efendim İzmir'de bir serviste varmış. Bu akşam otobüse verecekler yarın elimizde, cuma takılır, cumartesi teslim alırsınız dediler. Netekim arabayı cuma günü aldık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adana'ya gidipte piknik yapmamak olmaz. Mangalını yakıcaksın :) Pazar günü olsun diye karar aldık. Kardeşimin arabasına ve bizimkine doluşup gidicez. Pazar oldu. Doluşup yola çıktık. Önden birader arkadan ben takipteyim. Bir ara yolu bende bulurum havasıyla önüne geçtim. Işıklarda durduk. Yanımda da ehliyet kursunun eğitim arabası. Arkamda birader var. Işık yeşile döndü ben hareket ettim. Sonra birader kornaya bastı. Aklımda herhalde yanlış yere döndüm beni uyarıyor diye bir fikir oluştu. Yavaşladım durdum. Beni geçmesini beklerken, acı bir fren ve güüüm. Birader bana arkadan vurdu. Meğer yanımda duran eğitim arabasındaki acemi sürücü arabayı abuk sabuk kullandığından birader ona çalışyormuş kornayı. Polise haber verdik zabıt tutturduk. Yola devam ettik. Yine de pikniğimizi yaptık :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hafta Adana'da geçirdik. Urfa'ya hanımköye gideceğiz. Yolda Antep'i de ziyaret edeceğiz. Sabah erkenden yola çıkacağız. Sabah oldu. Herkes biraz uykulu. Köyde uzun süre kalmayı planladıklarından herkes çantalarıyla geliyor. Bir kocaman çantada da oradaki akrabalara verilecek hediyeler var. Herkes birşeyler alıp aşağıya indi. Arabaya yükledik. Bindik yola çıktık. Antep'e geldik. Yolda bir yerde ihtiyaç molası verdik. Ben bagaja bir göz attım içinde hediyeler olan büyük kırmızı çanta yok!!! Tabi söyler söylemez Kayın valide ve baldız birbirlerine kızmaya başladılar.&lt;br /&gt;- Ben sen alırsın diye düşündüm&lt;br /&gt;- Bilmem çantayı sen hazıladın sen indirmişsindir diye düşündüm.&lt;br /&gt;- Bak ben onun çantasını kamerayı, bunun çantasını birde şunu aldım indim aşağı...&lt;br /&gt;- Sen niye almadın?!!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl herkes hafiften yükleri almış büyük ağır kırmızı çantayı es geçmişler :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Urfa'ya köye geldiğimizde aynı günün akşamı hava kararıyordu. O gece sinekten sıcaktan vs. uyuyamamışlar. Ben yorgunluktan kütük gibi yatmışım. Ertesi gün kahvaltıdan sonra bahçedeki 6(altı) çuval salçalık kırmızı biberi ortaya döktüler salça yapılacak. Büyük dayı, küçük dayı ve ben bahçede çay içiyoruz. Hatunlar biber temizliyorlar. Eşim bir ara çocuk biberden etkilenmesin diye çocuğu bana verdi. Dayı bir ters baktı. Masaya koydum çocuğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yegeen! (dedi eşime) dayılarının yanında Deniz'e böyle yapma... Evde istediğini yap ama burada yapma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bana döndü.&lt;br /&gt;- Yegen sende karı kılıklı olma.&lt;br /&gt;- ???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yedik fırçayı oturduk. Aynı günün akşamı hatunlar büyük teyzeye ziyaret yapacaklar. Evin yolu köyün öbür ucu. Yaşlılar ve çocukları arabayla götürelim kalanı yürüsün dediler. Eşim çocuğu bana verdi yine arabaya götürmem için. Merdivenin başındaydım daha. Büyük ve sert dayının sesi yükseldi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Yegeeen ya onu(çocuğu) kaldır yere çarp. Ya da söyle düzgün baksınlar!&lt;br /&gt;- ???&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine aynı gece Regaip kandili. Dolunay var. Eve komşu bir cami var. Sabaha kadar bir köpek havladı durdu. Ezan ve selâ sesi zaten oda içinde yankılanıyor. Çocuklar ağlayıp durdular sabaha kadar kabus yaşadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl İstanbul'a döndük.&lt;br /&gt;İnsan tatilde "Eve dönsem de bi dinlensem" der mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Der.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-115823541997636886?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/115823541997636886/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=115823541997636886&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115823541997636886'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115823541997636886'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/09/tatildeydim.html' title='Tatildeydim...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-115433001030703195</id><published>2006-07-31T08:59:00.000+03:00</published><updated>2006-07-31T10:13:30.366+03:00</updated><title type='text'>Alışkanlık X Akışkanlık</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;Geçen sene şirket içi kurs aldık. Yaz başıydı başladı. Yaz bitti kurs bitti. Kursun yaz mevsimi ile bu kadar eşzamalı olmasına biraz içerlesem de, şirketimizin üniversite seviyesinde -iki vize, bir finalli- bir eğitimi bize layık görmesi ve güzel hazırlanmış sertifikalarla bu kursu aldığımızı ispat etmesi, takdire şâyan bir olaydı. Özgeçmişimim eğitimler bölümü neredeyse bir tam sayfa oldu keza.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim bu seneye, bu yaz başı genel müdürümüz İtalya'ya gitmiş ve merkezle bütünleşmek için ingilizce bilen eleman açığı olduğu gerçeğini görmüş. Ve acilen ağır, üniversite seviyesinde bir ingilizce kursu açılması hususunda emirlerini buyurmuşlar. İki el şaklatmasına müteakip, bu yazın şirket içi kursu ve ona katılacak şahıslar belirlendi. Bir hafta sonra seviye tespit sınavı yapıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu yazın programıda belli oldu. Geçen sene izin kullanılmayacağı belirtilmişti. Bu yaz için herkesin bileti cebinde olduğu için izinleri iptal edemediler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ingilizce biliyorum Allah'a şükür. Bir sene hazırlık sınıfı okuduktan sonra, derslerin yarısı ingilizce olan bir eğitim aldım. Lâkin, ingilizceyi şimdiye kadar tek yönlü kullandığımdan, konuşmamın akıcılığı endişe vericiydi. Bu kursa katılmamı teklif ettiklerinde, teklifi kabul ettim. İşin iyi tarafı tekrar ve kulak dolgunluğu iken, kötü tarafı geniş zamanla kurulan sıkıcı cümlelere geri dönüşümdü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesi için böyle mi bilmiyorum ama benim için basit geniş zamanda cümle kurmak diğer zor ve karmaşık zamanlarda cümle kurmaktan daha zordu ve hâlâ zor. Alışkanlıklarımızı anlatırken kullandığımız bir zaman olduğu için zor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basitte olsa "Ben şunu yaparım" dediğimde, aklımda bir soru işareti " Ama sen bunu her zaman yapmazsın ki..." diye kendi şekline benzer bir kurdu beynime salar. Ben her sabah vapura binerim işe gelmek için, ama aynı saatte binemem. Bu geç kalırsam bir sonraki vapura binerim demek değil. Her sabah 8:15 e binmem beklenirken ben kimi zaman 8:00 kimi zaman 7:15'e bile binerim. Film seyretmeyi severim. Burası kesin iken, Ne tür filmlerden hoşlanırsın sorusunda yine kurt iş başındadır. Benim her türden sevdiğim film vardır. Herkes gibi ben romatik filmlerden hoşlanırım diyemem. Bir dönem bazı şeyleri severim ama her dönem seveceğim anlamına gelmez bu. Ben cümle kurarken sanki bundan sonra romantik filmleri seveceğim taahhütünde bulunuyormuşum gibi gelir ve midem bulanır. Arkadaşım yarın hangi vapura bineceğimi sorsa sıkılırım daralırım . "Yarın ola hayrola" derim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı zamanda, bir şey "normal" oldu mu yapmaktan kaçınırım. Çok büyük reklamlı filmlere ilk hafta gidemezsem. Bir daha gitmem mesela.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tabi eski tecrübelerimden kaynaklı bir alışkanlık. Ben ne zaman bir şeyi asla yapmam desem mutlaka kısa süre zarfında bu şeyi yapmış olurum. İsteyerek değil zincirleme olaylar bana bunu yaptırır. Kader diyelim. Ya da hayat diyelim. Büyük lokma ye büyük konuşma demişler ya benim ki o hesap. Korkarım hatta büyük konuşmaktan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyük lokma yer miyim? Yerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;span style="color:#3366ff;"&gt;&lt;em&gt;Her gün bir yerden göçmek&lt;br /&gt;Ne iyi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her gün bir yere&lt;br /&gt;Konmak ne güzel&lt;br /&gt;Bulanmadan, donmadan&lt;br /&gt;Akmak ne hoş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünle beraber&lt;br /&gt;Gitti cancağızım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne kadar söz varsa&lt;br /&gt;Düne ait&lt;br /&gt;Şimdi yeni şeyler&lt;br /&gt;Söylemek lazım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mevlana Celaleddin Rumi&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;&lt;strong&gt; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-115433001030703195?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/115433001030703195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=115433001030703195&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115433001030703195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115433001030703195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/07/alkanlk-x-akkanlk.html' title='Alışkanlık X Akışkanlık'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-115398379573279042</id><published>2006-07-27T09:45:00.000+03:00</published><updated>2006-07-27T10:03:15.746+03:00</updated><title type='text'>Sessiz olmalı</title><content type='html'>Sessiz olmalı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimde şarkı söyleyen çocuğun sesi kuru gürültüyle boğulmalı&lt;br /&gt;Sadece şarkıyı bilen duymalı o sesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kan kusulsa, kızılcık şerbeti içildiği belirtilmeli,&lt;br /&gt;Kol kırılsa yen içinde kalmalı,&lt;br /&gt;ve inanmayanlara bunda ısrar edilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıya ışık sızmaması için akşamları mavi kağıtlar yapıştırılmalı pencerelere,&lt;br /&gt;Gündüzleri o kağıtlar sökülmeli, camda parmak izi bırakmadan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bebekler gibi kendi kendine gülümserken yakalanırsan,&lt;br /&gt;Birden yüzünü buruşturup, dilinle herhangi bir azı dişini karıştırmalı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha çok şarkı dinlemek isteyebilirsin eskiye nazaran,&lt;br /&gt;Ve hatta dinlerken mırıldanabilirsin, dikkat.&lt;br /&gt;Sessiz olmalı...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-115398379573279042?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/115398379573279042/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=115398379573279042&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115398379573279042'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115398379573279042'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/07/sessiz-olmal.html' title='Sessiz olmalı'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-115193905160639312</id><published>2006-07-03T17:13:00.000+03:00</published><updated>2006-07-27T10:11:06.136+03:00</updated><title type='text'>Hüzün</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/husnudeniz/157121841/" title="Photo Sharing"&gt;&lt;img src="http://static.flickr.com/77/157121841_471ea65c0e.jpg" width="400" height="286" alt="Bahar" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;em&gt;"Tabiki yaşam mutluluklarla dolu değildir. Şunu da unutmamak lazımdır ki mutluluk sığ deniz gibidir hüzün derindir. Hüznün anlamını bilip yaşamadan yüzmeyi öğrenmek mümkün değildir. Oysa yüzmeyi bildikten sonra ve bunu öğrenmek için gereken emeği sarf ettikten sonra sığda aynıdır, derinlik te. Hiç bir deniz ürkütmez. Derin denizde yüzmenin verdiği güveni ve zevki kendinizden esirgemeyin."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Osho&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Bugün içim eflatun. Göğüs kafesime eğildim seyrediyorum. Nefesimi tuttum içindeki hava kaçmasın diye. Nefesimi versem kaçacak gibi hüznüm. Çiçeklenmiş e&lt;/span&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;rguvanları boğaz vapurundan -elinde bir bardak demli çayla- doyasıya seyretmek gibi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Şu anda tam kravatımın altında ortada bir ağırlık var. Dolu bir bulut çökmüş gibi. Yağmurunu bıraktı bırakacak. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Moda sahilinde kayaların üzerinde oturup Bakırköy'ün ardından günün batımını seyretmek ve ardından gelen serinlikten ürpermek. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Hüznün güzelliği, güzelliğin izini taşıması galiba. Üzüntünün morunun, güzelliğin, büyünün pembesine yaklaşması. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;Aldığım nefes buz mavi, verdiğim elfatun...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;&lt;span style="color:#cc33cc;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-115193905160639312?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/115193905160639312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=115193905160639312&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115193905160639312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115193905160639312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/07/hzn.html' title='Hüzün'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-115158895270847511</id><published>2006-06-29T11:39:00.001+03:00</published><updated>2006-06-29T16:49:12.720+03:00</updated><title type='text'>Ne sanıyorsun?</title><content type='html'>Geçen gün gaia'nın günlüğünü okurken, su kristallerinden bahsi üzerine, "Ne halt biliyoruz ki!" belgesel filminde de adı geçen Dr.Emoto'nun su kristali resimleri olan kitabının Türkçesinin çıktığını öğrenmiş oldum. Kitabı okudum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap yukarıda bahsettiğim film kadar çarpıcı. Kısaca yaşadığımız dünyanın sandığımız gibi olmadığını anlatıyor. Cansız varlıklar bildiğimiz cansızmış gibi davranmıyor. Göz yanılması artık ayyuka çıktığı için alıştık. Manyetik alan deyince  mıknatısların iğneleri toplamasını ve zıt kutupların birbirini çektiğini hatırlıyorum. İki mıknatısın aynı kutuplarını yaklaştırmaya çalışıp aslında görünmeyen bir gücün varlığını taa o zamanlar hissetmiştim. Tabi o zaman bu benim için oyundu. Derin düşüncelere daldırmamıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ellerim dahil kaya gibi ağır varlığı tartışılmaz şeylerin bile aslında sünger gibi boş olduğunu ve hissettiğim sertliğin manyetik alanların biri birini itmesi kadar basit bir ve o kadar afallatıcı olduğunu yaşıyorum. Ama ağır geliyor. O yüzden çok uzun süre düşünemiyorum. Eski gerçekliklerimi bir anda çöpe atamıyorum.  Arasıra boş vakitlerde yenisini düşünüp işe güce dalınca tekrar eskilere geçiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimde fende formüllere girmediği için unutulmuş saygı sevginin, aslında H2O molekülünün formülünde gizli bir yerlerinde çalıştığını söylüyor ve ispat etmeye çalışıyor Dr. Emoto. Ve bunu tamamen bilimsel fotoğraf makinesi ve gözle görülen, elimizde eriyen kar taneleriyle yapıyor.&lt;br /&gt;Bilinen mesafeler sanıldığı gibi değilmiş. Çok uzak sayılan mesafelerden insanlar düşünerek fiziksel değişimleri başarabilirlermiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğimiz herşey sanalmış. Sanabildiğimiz kadar yaşıyormuşuz meğer...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-115158895270847511?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/115158895270847511/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=115158895270847511&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115158895270847511'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/115158895270847511'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/06/ne-sanyorsun.html' title='Ne sanıyorsun?'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-114959602325921330</id><published>2006-06-06T14:37:00.000+03:00</published><updated>2006-06-06T15:13:44.800+03:00</updated><title type='text'>Aşk olsun...</title><content type='html'>Aşk olmazsa meşk olsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da sözcükleri anlamını yitirmiş fakat uygun yerde kullanılan bir söz takımı.&lt;br /&gt;Ne demek ki "aşk olsun" ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Aşk olsun" dileğinizi hangi durumlarda kullanırsınız? Örneklerle ifade edersek:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ya geçen gün seninle konuştuğumuz konuyu Mehmet Abi'den duydum. Sen bahsettin mi hiç?&lt;br /&gt;- Aşk olsuuun! ben ispiyoncu muyum Abidin abi? Ayıp ediyosun ama..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aşk olsun abi.&lt;br /&gt;- Olsun abi ben karışmam. Kim kime aşık olursa olsun. Ben olmayayım da.&lt;br /&gt;- Aaa niye öyle diyosun aşk ne güsel bişey...&lt;br /&gt;- Yok abi ben ne çektiğimi bilirim. Hastalık gibi abi...&lt;br /&gt;- Yine de güzel ama..&lt;br /&gt;- Yaa tamam da. ben şimdi almayayım. Sonra düşünürüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birincisi deyim olan, kelimelerini kaybetmiş anlamını saklamış bir kullanım. İkincisi ise, kelime kelime tam anlamını taşıyan kullanıma örnek oldu umarım. Fazla düşünmeden yazdım bu kadar çıktı :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinciyi yani deyim olanla ilgileniyoruz. Anlamını tanımlarsak bozukluğuda bulabiliriz. Sitem kokusu alıyorum. Ama gerçek, içe oturan bir sitem değil. Tatlı bir sitem, dost işi... "Allah belanı versin" yönünde fakat ufak dozda, ama aynı zamanda içinde iyilikte olan bişey olmalı ki dostuna söyleyesin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eee lafı uzatma...&lt;br /&gt;- Tamam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra cümlelerinizde "Aşk olsun"ların yerine "Aşık olasın"ları kullanın. Bakalım karşı tarafın tepkisi nasıl oluyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabi tartışmaya açık yine de. Ama bence kesinkes %100 deyimin aslı budur.&lt;br /&gt;Türkçemizi koruyalım, korumayanları uyaralım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi henüz benim de çözemediğim bir tekerleme var:&lt;br /&gt;Onlar ermiş murâdına, biz çıkalım kerevetine...&lt;br /&gt;Bu tekerlemenin içindeki sadece kafiye olsun diye yapılmamış bir anlam veyahut unutulmuş bir gelenek olduğunu tahmin ediyorum ama henüz bir kıvılcım yakalayamadım. Bilen gören duyan varsa beri gelsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sudoku çözmek gibi değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-114959602325921330?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/114959602325921330/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=114959602325921330&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114959602325921330'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114959602325921330'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/06/ak-olsun.html' title='Aşk olsun...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-114959296493302702</id><published>2006-06-06T13:56:00.000+03:00</published><updated>2006-06-06T14:22:44.946+03:00</updated><title type='text'>İki arada bir derede kalmak...</title><content type='html'>Ne demektir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ne anlatır?" ya da "Nasıl kullanırsınız bu deyimi?" diye sormadım.&lt;br /&gt;Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık... gibi değil mi? Ama değil.&lt;br /&gt;Çünkü "Aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık" deyince aklımızda bir resim, bir hareket oluşuyor zihnimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlığa gelelim. aklınızda ki resmi tarif etmenizi istesem, ne cevap verirdiniz? İnsan iki arada kalabilir mi? Arada kalabilir ama aynı anda ikinci arada olabilir mi? Tabi "İşte bunun gibi zor durumda kalınca bu laf söylenir" diyebilirsiniz. Dere şu durumda sadece kafiye olsun diye söylenmiş gibi görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu bir radyo lâf ebesi tarafından sohbet konusu edilene kadar ben de kalıp olarak kullanıyordum. Radyoda konu sonuca bağlanmadı. Aradan zaman geçti. Ya televizyon seyrederken, ya da bir yazı okurken bir resim canlandı aklımda. İşte dedim budur...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıktaki cümlede bir kelime var ki kafiyeye kurban gitmiş. O gidince bu duruma benzetilen resim anlamsızlaşmış. Sadece içinde kalınan zor durumu ifade eden yeni bir Türkçe kelime gibi yeni bir kullanım kazanmış. Telaşa gerek yok! Anlamını da  kaybetmeden ben bu deyimin aslını buldum. Bu yazıyla da sabitlemiş oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki dağ arasında bir derede kalmak. Sağa gitseniz yokuş. Sola gitseniz keza aynı. Öyle kalıp devam etseniz suyun içindesiniz. Bu durumdayken söylersiniz bu lafı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-114959296493302702?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/114959296493302702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=114959296493302702&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114959296493302702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114959296493302702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/06/iki-arada-bir-derede-kalmak.html' title='İki arada bir derede kalmak...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-114854165450337485</id><published>2006-05-25T09:29:00.000+03:00</published><updated>2006-05-26T11:15:34.883+03:00</updated><title type='text'>Fotograf</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/1600/image121.5.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/400/image121.2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir fotograf makinesi aldım. Canon A610. Eskiside aynı marka filmli makinelerden olduğu için çok zorluk çekmeden bir heves çocuklar gibi fotoğraf çekmeye başladım :)&lt;br /&gt;Eskiden de çekerdim ama filmli makine kullandığım için zorluklarından nasibimi alıyordum. İçimdeki fotograf ateşi, çektiğim karenin sonucunu görene kadarki süre içinde dayanamayıp sönüyordu. Çoğu zaman içine film takıp, üç beş tane çekip, aylarca beklediğim olurdu. En sonunda eve uzaktan bir misafir gelir. Onları çeker bitirir aylar öncesi çektiğim kareleri görme fırsatını bulurdum. Günde bir makara film bitirmekte her babayiğidin harcı değil. Velhasıl çok zordu çok...&lt;br /&gt;Geçen haftasonunun uzunluğundan ve havaların güzelliğinden faydalanıp Ağva'ya gittik. Bir günde tam 140 kare fotoğraf çekmişim. Hadi bunun 20 tanesi benim elimden çekilmedi diyelim: 120 fotograf. Kabaca üç makaradan fazla :) İşte teknoloji... Çektiğini anında görmekte yanında hediyesi. Neyse...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır doğa ile bağlantımı manav aracılığıyla yaptığımdan, baharda toprak, hava, su, doğa nasıl olur unutmuşum. Doğa çıldırmış gibi geldi bana. Çiçekler, böcekler, keçiler, erikler, deniz, sessizlik, hummalı bir çalışmanın sesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle çok sanatsal fotoğraflar sayılmaz ama çektiklerimi sizinla paylaşmak isterim. Umarım beğenirsiniz :) &lt;span style="font-size:78%;"&gt;("N'olur beğenmeseniz de beğendik deyin makineye çok para verdim" deeermişim)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.flickr.com/photos/husnudeniz"&gt;http://www.flickr.com/photos/husnudeniz&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-114854165450337485?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/114854165450337485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=114854165450337485&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114854165450337485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114854165450337485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/05/fotograf.html' title='Fotograf'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-114673124644655657</id><published>2006-05-04T11:22:00.000+03:00</published><updated>2006-05-04T11:27:26.456+03:00</updated><title type='text'>İşte o...</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/1600/resim_1.jpg"&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/320/resim_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;-Bu ne?&lt;br /&gt;-Bu bir renkli doppler resmi :) Bu bir bebek 6 aylık henüz doğmamış...&lt;br /&gt;  Kız :)&lt;br /&gt;-Kimin kızı?&lt;br /&gt;-Benim....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-114673124644655657?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/114673124644655657/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=114673124644655657&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114673124644655657'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114673124644655657'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/05/ite-o.html' title='İşte o...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-114241411101993401</id><published>2006-03-15T10:31:00.000+02:00</published><updated>2006-03-15T11:16:19.886+02:00</updated><title type='text'>Yazmak</title><content type='html'>Bu blogu açtığımda çok sevdim. Hayatımda ilk defa bir yerlere edebî sayılacak bir şeyler yazmaya başladım. Açıkcası yazdıklarım da hoşuma gitti. Kendimden bu kadar beklemiyordum. "Yazdıklarında birşey yok ki ne kadar abarttın!" diyebilirsiniz. Bence de :) Yani o kadarını bile beklemiyordum. Kargaya yavrusu şahin görünürmüş. O da doğru.&lt;br /&gt;Yaptığım kişilik testlerinde de ortaya çıktığı üzere "mükemmeliyetçi/melankolik" birisiyim. İlk yazılarımdaki hafif zorlama havası bu yüzden galiba. Önce taslak yazıp sonra üzerinde kelime kelime durup düşünmüştüm. Tabi bu yarım günümü aldı. Sonra her yazıda bu kadar düşüneceksem işi gücü bırakıp bu blogla uğraşıcaz herhalde dedim kendi kendime... E o da olmaz. Şimdi yaptığım gibi yapmaya karar verdim. Yani normale döndüm :)&lt;br /&gt;Aslında yıllardır bilgisayar programı yazıyorum. Düz yazıya göre oldukça karışık eski bir dille yazıyorum. Şimdiki bilgisayar dilleri daha sade, günlük konuşmaya çok yakınlar. Hatta benim yazdığım yer bu blog gibi renkli cümbüşlü de değil. Eski MsDOS ekranları gibi tek renk ve sadece harflerden oluşan görüntü ile karşı karşıyayım hergün.&lt;br /&gt;Bir haftadır Web programının nasıl yapıldığı hakkında kaynaklar okuyorum. Sonunda dün bir web programı yazdım. Size diğer size görünmeyen yazılarımdan birisini göstermek istedim bugün.&lt;br /&gt;İşte son yazdığım program:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    h option(*srcstmt: *nodebugio) Dftactgrp(*no) Bnddir('CGIBNDDIR')&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Fprm120    uF a E           k disk    extfile('CGIDENEME/PRM120')&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     /copy prototypeb&lt;br /&gt;     /copy usec&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    d SavedQryStr     s          32767    varying&lt;br /&gt;    d satir_sayisi    s              5  0 inz(7)&lt;br /&gt;    d sayfa_no        s              5  0&lt;br /&gt;    d sayfa_noc       s              5&lt;br /&gt;    d baslangic       s              5  0&lt;br /&gt;    d dugme           s             10&lt;br /&gt;    d anabra          s            500&lt;br /&gt;    d mode            s             10&lt;br /&gt;    d loadarray       Ds                  likerec(prm120R) dim(500)&lt;br /&gt;    d anabra_kod      s              1    ctdata dim(7)&lt;br /&gt;    d anabra_ack      s             15    ctdata dim(7)&lt;br /&gt;    d x               s              5  0&lt;br /&gt;    d temp            s             30    varying&lt;br /&gt;    d s               s              5  0&lt;br /&gt;    d brans_no        s              2  0&lt;br /&gt;    d brans_noc       s              2&lt;br /&gt;    d NumRec          s              5  0&lt;br /&gt;     /Free&lt;br /&gt;        gethtmlIFS('/cgideneme/pm0120.htm':'/ı') ;&lt;br /&gt;      //girdi var mı ?&lt;br /&gt;        if ZhbGetInput(SavedQryStr: QUSEC)&gt;0;&lt;br /&gt;           mode=ZhbGetVar('mode');&lt;br /&gt;           sayfa_noc=ZhbGetVar('sayfa_no');&lt;br /&gt;           brans_noc=ZhbGetVar('brans');&lt;br /&gt;           dugme=ZhbGetVar('dugme');&lt;br /&gt;        endif;&lt;br /&gt;     /end-free&lt;br /&gt;    c                   evalr     sayfa_noc=%trim(sayfa_noc)&lt;br /&gt;    c                   move      sayfa_noc     sayfa_no&lt;br /&gt;    c                   evalr     brans_noc=%trim(brans_noc)&lt;br /&gt;    c                   move      brans_noc     brans_no&lt;br /&gt;     /free&lt;br /&gt;        if mode&lt;&gt;*blanks;&lt;br /&gt;          if mode='ekle';&lt;br /&gt;            exsr ekle;&lt;br /&gt;          endif;&lt;br /&gt;          if mode='degistir';&lt;br /&gt;            exsr degistir;&lt;br /&gt;          endif;&lt;br /&gt;        else;&lt;br /&gt;          if dugme='Ekle';&lt;br /&gt;              temp=ZhbGetVar('brans_kodu');&lt;br /&gt;              brans=c2n(temp);&lt;br /&gt;              brack=ZhbGetVar('brans_ack_tr');&lt;br /&gt;              brick=ZhbGetVar('brans_ack_en');&lt;br /&gt;              anabr=ZhbGetVar('anabra');&lt;br /&gt;              temp=ZhbGetVar('metin_kodu');&lt;br /&gt;              metkd=c2n(temp);&lt;br /&gt;              chain brans prm120;&lt;br /&gt;              if not %found(prm120);&lt;br /&gt;              write prm120r;&lt;br /&gt;              else;&lt;br /&gt;              //hata&lt;br /&gt;              endif;&lt;br /&gt;          endif;&lt;br /&gt;          if dugme='Değiştir';&lt;br /&gt;              temp=ZhbGetVar('brans_kodu');&lt;br /&gt;              brans=c2n(temp);&lt;br /&gt;              chain brans prm120;&lt;br /&gt;              if  %found(prm120);&lt;br /&gt;              brack=ZhbGetVar('brans_ack_tr');&lt;br /&gt;              brick=ZhbGetVar('brans_ack_en');&lt;br /&gt;              anabr=ZhbGetVar('anabra');&lt;br /&gt;              temp=ZhbGetVar('metin_kodu');&lt;br /&gt;              metkd=c2n(temp);&lt;br /&gt;              update prm120r;&lt;br /&gt;              endif;&lt;br /&gt;          endif;&lt;br /&gt;          if dugme='Sil';&lt;br /&gt;              temp=ZhbGetVar('brans_kodu');&lt;br /&gt;              brans=c2n(temp);&lt;br /&gt;              chain brans prm120;&lt;br /&gt;              if  %found(prm120);&lt;br /&gt;              delete prm120r;&lt;br /&gt;              endif;&lt;br /&gt;          endif;&lt;br /&gt;        exsr yukle;&lt;br /&gt;        exsr liste;&lt;br /&gt;        endif;&lt;br /&gt;        *inlr=*on;&lt;br /&gt;       //---&lt;br /&gt;       begsr liste;&lt;br /&gt;        wrtsection('top');&lt;br /&gt;        if sayfa_no=0;&lt;br /&gt;         sayfa_no=1;&lt;br /&gt;        endif;&lt;br /&gt;        wrtsection('ekle_link');&lt;br /&gt;        if sayfa_no&gt;1;&lt;br /&gt;        updhtmlvar('onceki':%char(sayfa_no-1));&lt;br /&gt;        wrtsection('onceki_link');&lt;br /&gt;        endif;&lt;br /&gt;        if satir_sayisi*(sayfa_no)&lt;numrec 1="" sonraki_link="" endif="" tablo_basla="" for="" s="1" to="" satir_sayisi="" x="(sayfa_no-1)*Satir_sayisi+s;" if="" numrec=""&gt;&lt;x leave="" endif="" exsr="" eleman_ekle="" tablo_bitir="" anabrans="" select="" when="" other="" endsl="" yukle="" setll="" loval="" not="" read="" enddo="" numrec="x-1;" top="" ekle_link="" ekle="" son="" fini="" endsr="" begsr="" degistir="" chain="" brans_no="" if="" prm120="" brans="" brack="" brick="" metkd="" for="" to="" 7="" x="" anabr="K" endfor="" dow="" scan="" anabra=""&gt;0;&lt;br /&gt;        %subst(anabra:%scan('"':anabra):1)='Ü';&lt;br /&gt;        enddo;&lt;br /&gt;        updhtmlvar('anabra':anabra);&lt;br /&gt;       endif;&lt;br /&gt;        wrtsection('top degistir son *fini');&lt;br /&gt;       endsr;&lt;br /&gt;       //----&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;Y&lt;br /&gt;K&lt;br /&gt;N&lt;br /&gt;M&lt;br /&gt;S&lt;br /&gt;F&lt;br /&gt;E&lt;br /&gt;**&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yangın&lt;br /&gt;Kaza&lt;br /&gt;Nakliyat&lt;br /&gt;Makina Montaj&lt;br /&gt;Sağlık&lt;br /&gt;Ferdi Kaza&lt;br /&gt;Hayat&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:courier new;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);font-size:78%;" &gt;&lt;/span&gt;                     &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/x&gt;&lt;/numrec&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;numrec 1="" sonraki_link="" endif="" tablo_basla="" for="" s="1" to="" satir_sayisi="" x="(sayfa_no-1)*Satir_sayisi+s;" if="" numrec=""&gt;&lt;x leave="" endif="" exsr="" eleman_ekle="" tablo_bitir="" anabrans="" select="" when="" other="" endsl="" yukle="" setll="" loval="" not="" read="" enddo="" numrec="x-1;" top="" ekle_link="" ekle="" son="" fini="" endsr="" begsr="" degistir="" chain="" brans_no="" if="" prm120="" brans="" brack="" brick="" metkd="" for="" to="" 7="" x="" anabr="K" endfor="" dow="" scan="" anabra=""&gt;&lt;br /&gt;&lt;/x&gt;&lt;/numrec&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-114241411101993401?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/114241411101993401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=114241411101993401&amp;isPopup=true' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114241411101993401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114241411101993401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/03/yazmak.html' title='Yazmak'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-114163876190821538</id><published>2006-03-06T10:04:00.000+02:00</published><updated>2006-03-06T11:52:41.986+02:00</updated><title type='text'>Güzel bir haftasonuydu</title><content type='html'>Haftasonu güzel geçti. Kış yorganından kurtulmuş gibi hafiftik. Uzun zamandır yapmak isteyip yapmadığımız şeyleri yaptık. Cep telefonumda fotoğraf çekme özelliği olmadığından gecikmeli ve uzatmalı sabah kahvaltısındaki domatesli, peynirli, sucuklu ve yumurtalı bafra pidesinin resmini ve pide gelene kadar iştah açıcı kenarında yoğurtlu karalahana dolmasının resmini buraya koyamıyorum. Eğer olsaydı, Özsüt tatlıcısındaki müthiş balkabağından yapılmış turuncu yaş pastayı ve yaban mersinli şeftali parçacıkları olan pastayıda çekerdim. Tabi pidecideki boğaz manzarasını da...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günü Kurtlar Vadisi Irak filmini seyrettim. Eh idare ederdi. İşin aksiyon kısmını saymazsak, herkesin bildiği fakat televizyonlarda çok fazla duymadığımız gerçekleri orta okul temsili şeklinde yüzümüze vurmaktan başka birşey yapılmamış. Çok daha ince ve güzel işlenebilirdi. Amerikalı yetkilinin dediği gibi Türk rambo filmi. Türklerin başına çuval geçirilmesinin intikamı şeklinde yorumlayıp, halkın bu aşırı ilgisini, bu hassas duyguları ranta çevirmekle film yapımcılarını suçlayanları anlamıyorum. Aslında bunun sadece film olduğunu bastıra bastıra söyleyip, halkın gerçekmiş gibi tepki göstermesine kızanlar, halkımıza siz salaksınız diyemediklerinden film yapımcılarına, siz halkın yumuşak karnından rant elde ediyorsunuz diye yükleniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zeki Müren'in bir anekdotu geldi aklıma.&lt;br /&gt;"Neden size Paşa diyorlar efendim?" sorusuna şöyle yanıt vermiş:&lt;br /&gt;'Gerçek paşalara ibne diyemedikleri için...' :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-114163876190821538?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/114163876190821538/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=114163876190821538&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114163876190821538'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114163876190821538'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/03/gzel-bir-haftasonuydu.html' title='Güzel bir haftasonuydu'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-114122417918331679</id><published>2006-03-01T16:01:00.000+02:00</published><updated>2006-03-01T16:42:59.223+02:00</updated><title type='text'>Ebelendim</title><content type='html'>Sevgili Gaia'yı ebelemişler o da beni ebelemeyi uygun görmüş. Ne yapalım? Başa gelen çekilir.&lt;br /&gt;Ebelenince, aşağıdaki soruları cevaplandırınız tarzı bir anketle burun buruna geliyorsunuz. Bu anketin herbir sorusu dörder tane cevap istiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 1. Yaptığını 4 işi yazınız&lt;br /&gt;Cevap 1. Marketlerde çukulata, ciklet, zeytin yağı gibi geniş bir yelpazede envanter sayımı.&lt;br /&gt;Cevap 2. Yazın sokak sokak gezip "Eskimo" ve "Ramazanın Gülü" satışı.&lt;br /&gt;Cevap 3. Kiralık kasa memurluğu.&lt;br /&gt;Cevap 4. Bilgisayar programcılığı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 2. Defalarca izleyebileceğiniz 4 film veya diziyi yazınız.&lt;br /&gt;Cevap 1. Matrix.&lt;br /&gt;Cevap 2. Hababam sınıfı, Neşeli günler, vb.&lt;br /&gt;Cevap 3. Babam ve Oğlum.&lt;br /&gt;Cevap 4. Emanuel 1-18.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 3. Yaşadığını 4 yeri yazınız.&lt;br /&gt;Cevap 1. Adana- Emek Mahallesi&lt;br /&gt;Cevap 2. İstanbul- Beşiktaş&lt;br /&gt;Cevap 3. İstanbul- Kadıköy&lt;br /&gt;Cevap 4. Ağrı - Doğubeyazıt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 4. İzlediğiniz 4 Tv programını yazınız&lt;br /&gt;Cevap 1. Okan Bayılgan&lt;br /&gt;Cevap 2. Şahan&lt;br /&gt;Cevap 3. Bayaz&lt;br /&gt;Cevap 4. Ceviz Kabuğu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 5. Tatil için gittiğiniz 4 yeri yazınız.&lt;br /&gt;Cevap 1. İçel,Alanya&lt;br /&gt;Cevap 2. Ege Kıyılarında birkaç yer.&lt;br /&gt;Cevap 3. Altınoluk, Akçay, Berham Kale,...&lt;br /&gt;Cevap 4. Urfa&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 6. En sevdiğiniz 4 yemeği yazınız.&lt;br /&gt;Cevap 1. Patlıcan ya da Taze fasulyeli güveç.&lt;br /&gt;Cevap 2. Sıkma-ayran.&lt;br /&gt;Cevap 3. İçli Köfte.&lt;br /&gt;Cevap 4. Menemen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 7. Hemen şimdi olmak istediğiniz 4 yeri yazınız.&lt;br /&gt;Cevap 1. Ayvalıkta tekne turunda.&lt;br /&gt; Cevap 2. Venedikte bir gondolda.&lt;br /&gt; Cevap 3. Sinemada.&lt;br /&gt; Cevap 4. Saunada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru 8. Ebelemek istediğiniz 4 kişiyi yazınız.&lt;br /&gt;Cevap 1. Özge&lt;br /&gt;Cevap 2. Nevar Neval&lt;br /&gt;Cevap 3. Chido's&lt;br /&gt;Cevap 4. Van Gogh&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım tamam....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-114122417918331679?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/114122417918331679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=114122417918331679&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114122417918331679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/114122417918331679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/03/ebelendim.html' title='Ebelendim'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-113992198230280034</id><published>2006-02-14T13:54:00.000+02:00</published><updated>2006-02-14T15:01:20.583+02:00</updated><title type='text'>Bugün benim doğum günüm...</title><content type='html'>Evet, aynı zamanda mübarek sevgililer günü... :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve yine evet, sevgilim çok şanslı çünkü bu iki günü tek kutlama ve hediye ile atlatıyor... :)&lt;br /&gt;Benim doğum günümün sevgilililer günü olduğunu yeni öğrenen - neredeyse - herkes bu esprili düşüncesini bana açar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu da benim tesbitim: Doğum gününüzde en samimi arkadaşlarınız bile sizi hatırlamayabilir. Çünkü o günü, sevgilisi varsa sevgilisini düşünerek, yoksa neden sevgilisi olmadığını düşünerek geçirir. Benim de bu unutulmaya karşı dilim kısa kalır. Küçük bir serzenişte bile bulunmam bu yüzden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ilk doğum günlerimi hep 15 şubatlarda kutladım. Babam doğumumun ertesi günü kimlik başvurusunda bulunmuş benim için, o yüzden bir gün sonrasının yazıldığını düşünüyormuş. O yüzden ben kimlik kartımla haşır neşir olmaya başlayana kadar doğum günlerimi hep bir gün sonra kutladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden bu aziz valentin günü pek meşhur değildi bilmezdik. Herhalde 14-15 yaşı civarında, 5-6 satırlık satılık araba ilanı kadar yer kaplayan minicik bir gazete haberinden öğrenmiştim o günün sevgililer günü olduğunu... Bugün sevgililer gününün geldiği hâli anlatmama gerek yok. Bilmeyeni döverler. Sevgiliniz, siz o günü unuttunuz diye veya bilipte küçükte olsa bir hediye ile kutlamadığınız takdirde sizi terkedebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya bugün sevgilisi olmayanlar? Onlar için üzülünür ama söylenmez. Gazetelerde onlar bu günü en az hasarla atlatsınlar diye tavsiyelerle dolu olan bir sayfa ayrılır. Mahallede herkesin varken sizin bisikletiniz yoksa olan birinden isteyip azıcık ta olsa binebilirsiniz ama şu durumda o şansınızda yok. Eski çalıştığım işyerinde müdirem sevgilisi olmayan bayanlara gül dağıtarak jest yapardı. Üzülmesinler diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok fazla romantik olmayan bir dünyada, birgün de olsa, zoraki de olsa romantik birgün geçirme fırsatı yarattığı için olumlu buluyorum. Diğer yandan bugünü fırsat bilip -nevresim takımına birşey demiyorum- tencere tava reklamlarına konu olması insanı biraz tadını kaçırıyor, öyle değil mi dostlar?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-113992198230280034?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/113992198230280034/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=113992198230280034&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113992198230280034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113992198230280034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/02/bugn-benim-doum-gnm.html' title='Bugün benim doğum günüm...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-113888844385915709</id><published>2006-02-02T15:28:00.000+02:00</published><updated>2006-02-02T15:54:03.890+02:00</updated><title type='text'>O an...</title><content type='html'>Bir zaman herşey birşeydi.&lt;br /&gt;Sadece &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;O&lt;/span&gt; vardı.&lt;br /&gt;Vardı da diyemem aslında çünkü varlığı kabul etmek yokluğuda etmektir.&lt;br /&gt;Ki bu ikilik demek.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yokluk&lt;/span&gt; veya &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;varlık&lt;/span&gt; yoktu.&lt;br /&gt;O idi...&lt;br /&gt;O kendisini bilemiyordu.&lt;br /&gt;Karşılaştıracak birşey yoktu.&lt;br /&gt;Herşey &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;varlık&lt;/span&gt; olmaya karar verdiği an &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;başladı&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yokluğu&lt;/span&gt; gördü.&lt;br /&gt;Yokluk dışındaki şey kendisiydi.&lt;br /&gt;Kendisini buldu.&lt;br /&gt;Ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;şimdi&lt;/span&gt;yi keşfetti.&lt;br /&gt;Çünkü &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;demin&lt;/span&gt; bir tek o iken&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şimdi&lt;/span&gt; varlık ve yokluk var.&lt;br /&gt;Şimdi varsa bunun &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;evvel&lt;/span&gt;i var.&lt;br /&gt;Bir tek o olduğu anın &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;sonra&lt;/span&gt;sında var olmaya karar vermişti...&lt;br /&gt;O yokluğunun olmadığı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yer&lt;/span&gt;de idi.&lt;br /&gt;Yokluğunun olduğu yere hareket ettiğinde yokluğuda onun eski &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;yer&lt;/span&gt;ine geçiyordu.&lt;br /&gt;Artık canı sıkılmıyordu...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-113888844385915709?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/113888844385915709/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=113888844385915709&amp;isPopup=true' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113888844385915709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113888844385915709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/02/o.html' title='O an...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-113777241808410396</id><published>2006-01-20T17:12:00.000+02:00</published><updated>2006-01-23T09:10:00.540+02:00</updated><title type='text'>Göz gez arpacık</title><content type='html'>Bayram tatilinin uzunluğundan cesaretlenip, buraya kadar gelmişken Urfa'dakilerle görüşmeden bayramlaşmadan geri dönmek olmaz deyip, bir geceliğine gittik. Doğuya gittikçe dünya herşeyiyle değişiyor. Sohbetler, yolculuklar, dinlenme yerleri tüm bildiklerin allak bullak oluyor. Aslında askerliğimi en Doğubeyazıt'ta yaptım ama 5-6 yıl olmuş unutmuşum havasını... Bu seyahatte hatırladım tekrar.&lt;br /&gt;Tabii askerlik deyince oradaki zincirleme hatıralar. "Askerlik muhabbeti bitmez" derler ya doğrudur. Giden herkes için 28 gün bile yapılsa, geçirilen süreye bakıldığında bu kadar yoğun hatırlanan bir dönem olamaz. Günlük hayatta aklınıza gelmese bile, konuyu çağrışım yapan herhangi birşey uyuyan devi uyandırabilir.&lt;br /&gt;Ve uyandı işte :) &lt;br /&gt;Hiç tüfeğe dokunmadan askerliğini bitirenler olduğu gibi bu oran oldukça düşüktür. "Tüfek askerin namusudur". Hakikaten bir tüfek kaybolma olayına şahit oldum. Kaç kişi tam bilmiyorum ama bin kişiye yakın asker bir tane tüfeği aramıştı. Kaybeden annesini veya eşini kaybetse bu kadar kişi onları aramaz. Haftada bir ve atış taliminden sonra bakımı yapılır. &lt;br /&gt;Her yeni gelen askere zimmetli tüfek verilir. İlk atış 25 metre ayar atışıdır. Ne ayarlanır tüfekte? Doğru çizebilmek için en az iki nokta gerekir. Göz gez arpacık üçlüsünün ikisi tüfek üzerindedir. Arpacık namlu ucunda sabittir, gözün yeri malum. Gez göz ile arpacık arasındaki ikinci noktadır ve gezer. Ayarlanan gezdir. Gezin ortasındaki yarıktan arpacık hizalanır.Hedef gez ve arpacık ile aynı hizaya geldiğinde tetiğe basılır ve merminin -askerde mühimmat denir- hedefe gitmesi beklenir. Gitmez ise gez yanlış yerdedir. Sağa veya sola kaydırılır. Atışlar kareli  ayar kağıdına yapılır. Üç atış yapılır. Üç delikte üç cm.lik bir çember içinde olmalıdır. Deliklerin hedeften uzaklığına göre gez ayarlanır. Ayarı olan tüfek hedefi vurur. Tabi ki atan askerin düzgün atış yapıldığı varsayılır. Zaten olay burada kopar. 25 metreden üç deliği yanyana getirebilene "Sniper" gözüyle bakılır. Yere göre değişir ama an az beş altı kişi aynı anda atış yapar. Kiminin hedefinde altı (6) delik varken kiminin hedef kağıdı boştur :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse bugünlük kadar eziyet yeter...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-113777241808410396?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/113777241808410396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=113777241808410396&amp;isPopup=true' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113777241808410396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113777241808410396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/01/gz-gez-arpack.html' title='Göz gez arpacık'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-113740227247328092</id><published>2006-01-16T10:03:00.000+02:00</published><updated>2006-01-16T11:07:29.843+02:00</updated><title type='text'>İsyanım var...</title><content type='html'>Ve geldim Adana'dan...&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Bayram yaptık. Akraba ziyaretleri, gelenler, gidenler, bayramlaşmalar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annemler derin dondurucu teknolojisini sindirmiş fakat mikro dalga teknolojisini henüz sindirememiş olduğundan şişe dizilen etlerin içi henüz donuktu. Klasikleşen kurban bayramı mangalı pek başarılı olmadı o yüzden. Mangal başında boğuluyorduk neredeyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bayram evdekilerin yaşlandığını gördüm. Hastalıklar zaten vardı ama bu sefer çok düşündürdü beni. Hâlâ da düşündürüyor. Yaşam tarzları daha hızlı öldürüyor. Kuvvetli bir "DUR!" demek lazımdı. Dedim. Hayat "dur!" diyordu ama anlamıyorlardı. Alışkanlıklarına sıkı sıkı yapışmışlardı. Kışın kömür sobası sıcaklığı idi onlar için. Durumlar kritikleşti. Uyandılar. Ne yapacaklarını bilmiyorlar. Biraz üşüyüp temiz hava alma vakti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiklerini kendine uygulamak bir nebze daha kolay. Onlara bakıp onların durumunda olmamanın yollarını biliyorum. Şimdi önemli olan onları o durumdan kurtarmak. Zararın neresinden dönseler kârdır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorların temel tıp bilgileri haricinde faydalanılacak pek birşeyleri kalmadığını düşünmeye başlıyorum. İlaç firmalarına tellâllık yapıyorlar. Haberleri yok bir çoğunun. Veya var görmezden geliyorlar. "Ekmek parası" ne de olsa. Dünyada ilaç yan etkilerinden sebepli ölümler 3. sırada. Bir yerlerde bir terslik var. Eski çağlarda doktorlar felsefeciymiş aynı zamanda. Şimdikiler... neyse Allah düşürmesin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İş başa düştü. Bunu babama anlatmam çok zor oldu. Bir hafta hergün konuştum. Hâlâ şu doktorun bir de özel muayenehanesine gitsek mi diye soruyordu. İlk adımı attık. Bilinen doktorlar artık tedavi için değil. Sadece kan tahlili ve bilimum film, MR (emar) vb. yorumlamak için gerekliler benim için.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bütün bildiklerimi ve bilmem gerekenleri bir potada eritmenin zamanı geldi. Kafam çok dolu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi doktorunuz olun. &lt;br /&gt;Sağlığınız kendi sorumluluğunuzda unutmayın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Greyfurt tadındayım bu sıra...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-113740227247328092?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/113740227247328092/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=113740227247328092&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113740227247328092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113740227247328092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2006/01/isyanm-var.html' title='İsyanım var...'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-113587168353210566</id><published>2005-12-29T17:41:00.000+02:00</published><updated>2005-12-30T12:44:37.676+02:00</updated><title type='text'>Bir buçuk acılı Adana</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/1600/dana.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/3405/1998/320/dana.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Adana'ya gidiyorum bayramda. Geçerken uğramalarımı saymazsak iki yıl oldu memleketim Adana'yı yaşamayalı. Yaşamak derken bir hafta, on günlük bir yaşamdan bahsediyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl yaşanır Adana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle kışın gidin yaşayacak daha çok şey bulursunuz. Ailemi akrabalarımı ve gezerken anılarımı görmek ilk sırada. Ardından yemekler geliyor. Şalgam suyu ve içindeki kara havuçlar. Yol kenarında yabancıların portakal ağacı zannedip "Nasıl oluyorda kimse toplamıyor bunları?" sorusunu sordurup hayrete düşüren, yediğiniz tüm turunçgillerin ilk hâli turunç ağaçları. Çarşının ortasında geçerken ayakta yenilip yola devam edilen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;taş kadayıf&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;halka tatlı&lt;/span&gt;. Yazın harareti alan soğuk içilen meyan kökünün suda bekletilerek demlenmesinden olan böbreklere şifa veren &lt;span style="font-style: italic;"&gt;haşlama&lt;/span&gt;. Yaza mahsus başka yerlerde kıymeti anlaşılamayan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bici bici&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;karsambaç&lt;/span&gt;. Ve tabi ki en meşhuru ve mağruru Adana kebâp... Onun bir suretini mutlaka yemişsinizdir. Aslını yiyenler bir daha suretine dönüp bakmazlar. Eti makina ile değil bıçakla elde kıyılır. Yanında birşey demeseniz de üç çeşit salata gelir. İçecek olarak ayran mı alırsınız, şalgam mı? Acılı olma konusu biraz göreceli ve muallâktır. Adana'yı yaşamamış arkadaşlarımla kebâp ısmarlarken genelde aynı tepki olur. "Ya ben de Adana kebâp yiyeyim ama acılı olmasın." derler utana sıkıla racona ters düşmenin verdiği buruklukla. Ama zaten herhangi bir kebapçıya oturup yediğiniz acılı Adana acı değildir. Şimdi "Sana öyle geliyordur." diyeceksiniz. Tamam, acısı yoktur demiyorum ama sanıldığı gibi yakıp kavurmaz. Acıya hiç tahammülü olmayanlar zaten yemesinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesin acı eşiği farklıdır. Bizim evde hemen hemen her yemek kırmızı renk olur biber salçası kullanıldığından ötürü ve her yemek biraz acı olur. İstanbul'a ilk zamanlar yemekleri çok yadırgamıştım. Gerçi İstanbul'da yaşasak da evde yemek yaparken hâlâ Adana usulü yaparız yemekleri. Acılı mutfaklardan yiyerek büyüyünce, adı üzerinde acı veren, boğazını yakan kavuran, hâttâ aşırısı hıçkırık tutturan baharat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;damak tadı&lt;/span&gt; olabiliyor. Tad aldığınız kadar acı zevk veriyor. Kahvaltıda küçük süs biberlerinden bir avuç yiyenler olduğu gibi bu biberi görünce dokunmaya cesaret edemeyenlerde var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bildiğim, kitaplardan öğrendiğim "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Acıdan kaçılır zevk verenin peşinden koşulur&lt;/span&gt;" doğa kanununun çalışmadığını görmek beni önceleri çok düşündürse de tecrübe etme fırsatım çok olduğundan bedenî acıdan zevk almanın nasıl çalıştığını araştırıp öğrendim. İnsan vücudunun tepkisi olduğunu öğrendim. Vücut tehlikeyi algılayınca &lt;span style="font-style: italic;"&gt;savaş veya kaç&lt;/span&gt; tepkisi veriyor.  Beyin savaşmak veya kaçmak için gerekli kas gücü ve dikkati sağlamak için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;adrenalin&lt;/span&gt; salgılıyor. Belgesellerde sık seyrettiğimiz kaplanın ceylanı kovalayıp parçaladığında acısını anlamasın diye doğanın armağanı olan endorfin salgısı var. Acı yediğimizde de bu devreye giriyor. Beyin uyuşturucu olan morfinin bir değişiği olan endorfini damarlarda dolaştırınca insan mutlu oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüdüğüm yemek kültürünün acısı diğer alanlarda da paralellik göstermiş. En acılı sanatçılarımız Adana'dan çıkmıştır. Ferdi Tayfur gibi. Müslüm Gürses aslen Adanalı olmasa da Adana'da meşhur olmuştur. İcrâ ettiği musikînin acısı Adana'da anlaşılmıştır. "Bu akşam ölürüm beni kimse tutamaz" diyen Murat Kekilli de aynı toprakların çocuğudur. Bu şarkıyı dinleyip kimsenin tutamayacağı ölümleri tatmak isteyenler olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan bedeni bütünlüğünde çeşitli organlar ve bunlar arası ilişkileri sağlayan bir takım salgılar olduğu gibi, toplum gibi büyük organizmalarda da bu mekanizma mevcuttur. Evinde cenaze olduğunu bildiğimiz birisini yalnız bırakmayız. Bir hafta cenaze evi kalabalık olur. Yakını ölen insanlara bir süre bu acı hissettirilmemeye çalışılır. Acı paylaşılır, azalır. İlgi toplumların endorfinidir. Savaş zamanıda adrenalin benzeri tepkiler görülür. Müslüm Gürses hayranları gerek kalabalıktan sıyrılıp sanatçının ilgisini kazanmak için, gerek uyuşturucu bağımlısı vücuduna doğal uyuşturucu olan endorfini salgılatmak için kendini keser. Her zaman uyuşturucu bulamayan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;gariban&lt;/span&gt; yöntemidir bu. Matematik gibi mutluluk dersi olmadığı için müfredatta herkes ailesinden öğrenir mutlu olmayı. Evde bu ders hoca eksikliğinden boş geçtiğinden yada boş geçmesin diye matematik hocası girdiğinden bu dersten sınıfta kalanlar çoktur. Düşük gelir seviyesindeki uyuşturucu bağımlıları bunu her zaman dışarıdan sağlayamazlar. Çözüm kendi beynini kandırmaktır. Mutlu olmak için acı bağımlısı olurlar. Maddi durumu iyi olanlar için ise kendini kandırmaya gerek yoktur. Parasını bastırır alır mutluluğu. Taşıma suyla değirmen dönmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Macellan'ın batıya giderek doğuyu bulması gibi mutlu olmak yolunda karşısına çıkan engelleri aşabilecek kadar kendine güvenmeyen, haksızlık olarak görenler ya da ölüm gibi elden birşey gelmeyen durumlarda insanlar ters yöne gider yada olduğu yerde kalır. Acıdan kaçmayarak mutluluğu bulurlar. İşin en kötüsü bu bir ispattır. Dünya yuvarlaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kovboy filmlerinde iyi niyetli beyaz adamın kızılderili arkadaşına kötü beyazların saldırması durumunda savunma yapabilsin diye tüfek verilir. Kızılderili tüfeği bir balta gibi kullanarak hasmına, tüfeğin namlusundan tutmak suretiyle dipçiğini savurur ve düşmanı devirir. Kızılderili başarılıdır ama takdir edersiniz ki böyle giderse çok yaşamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben damak tadı olarak acı sevsem de, doğuya gitmek için doğuya doğru gitmek taraftarıyım. Doğuyu özleyip olduğu yerde doğu masalları dinlemek daha zor bana göre. Bir kez başarı ve tatmini duygusunu yaşayanlar, aksi tarafa yürüyenler gibi bu duyguya bağımlı olurlar. Halkımız taşı kaldırmaktansa dağ ardına yolculuğu daha kolay bulmuş. Doğrudur. Macellan'ın niyeti bu olmasa da bunu ispat etmiştir ama yolda ölmüştür.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-113587168353210566?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/113587168353210566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=113587168353210566&amp;isPopup=true' title='11 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113587168353210566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113587168353210566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2005/12/bir-buuk-acl-adana.html' title='Bir buçuk acılı Adana'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-113576860955972492</id><published>2005-12-28T13:14:00.000+02:00</published><updated>2005-12-28T14:48:45.566+02:00</updated><title type='text'>Atâlet</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Anonim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yediğiniz ilk tokadı hatırlıyor musunuz? Aslında hatırlamazsınız ama bilirsiniz. Doğarken yediniz. Annenize göbek bağıyla bağlıyken birden kestiler bağınızı ve nefes almak zorundaydınız. ‘Nefes almakta nedir?’ diye soramadan poponuza tokadı yediniz. İlk nefesinizi aldınız ciğerleriniz öyle bir yandı ki saatlerce ağladınız. Ama değdi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra ne oldu? Acıktınız anneniz size vermeye devam etti. Birgün o da kesildi. Annenizle alâkası olmayan bir şeyler verdiler. Bu da size tokat gibi geldi. Artık bir şeyleri çiğneyip öğütüp yemek zorundaydınız. Yine çok ağladınız... Ama yine değdi... Adana kebabın tadını hiç bilmeyecektiniz. Maazallah :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuvaletinizi söylemek konusunda da annenizi yordunuz,vs vs...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta tokat gibi gelen değişiklikler bitmek bilmiyordu. Aramızda saçlarını ilk defa kestirirken ne eziyetler çektiren arkadaşlarımız var. Şimdi dönüp baktığınızda komik geliyor değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merdivenin her basamağını çıkışınızı hatırlamıyor olabilirsiniz tabi, ama bu seviyeye basamak basamak geldiniz. Ama şu ana kadarki başarılardan size pay düşmeyecek kusura bakmayın. Hepsi sizi tokatlayan ebeveynlerinizin başarısıdır. Hayat ne acımasız değil mi? En yakınımız bildiklerimiz bizi tokat manyağı yaptılar. :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;         &lt;span style="font-style: italic;"&gt;‘Canım dediklerim canımı aldı’&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar çocuktuk. Belki bizim doğru yolumuz değildi o zamanlar ama onların doğru yolunda gidebilmek için zaman zaman gerçek anlamda, zaman zaman mecazî tokatlar yedik.&lt;br /&gt;Elimizden tutup çekelediler. Öğrenilmesi gereken yol virajlıydı. Tam ne güzel düz giderken dönmek gerektiğini hatırlattı bu tokatlar bize.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebeveynlerimiz bizi hayata hazırlıyorlardı da... Bu hayat hep böyle miydi? Hep mi tokat yiyecektik? Aslında elimizden tutulup çekelenirken bize öğretilmek istenen buydu. Yani tokat yemeden uyanık olup yolumuzu bulabilmek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni bir yıl geliyor. Yine eğleneceğiz. Yeni yılı kutlayacağız. Önümüzde yepyeni hiç kullanılmamış bir yıl var çünkü kutlamaya değer olan. Peki geçen yıldan farklı olsun mu? Olsun diyen herkes bu geçen yılın muhasebesi kendisi oturup yapacak. Önündeki yıla ışık tutsun diye... En basiti liste yapmak.&lt;br /&gt;Birinci sütuna: yapmak istedikleriniz.&lt;br /&gt;İkinci sütuna: yapmakta olduğunuz artık yapmak istemedikleriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci sütunda yapmayıp yapmak istediklerimiz biraz mantıklı. Yapılacak yeni şeyler...&lt;br /&gt;Pekiyi de bu ikinci sütun niye var? Ya da Bu ikinci sütunda neler var? Bence meşhurları :&lt;br /&gt;&lt;ul&gt;   &lt;li&gt;Sigarayı bırakacağım.&lt;/li&gt;   &lt;li&gt;Daha az TV seyredeceğim.Onun yerine daha çok kitap okuyacağım&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Düzenli spor yapacağım.&lt;/li&gt;   &lt;li&gt;Fazla kilolarımdan kurtulacağım.(5 Kilo)&lt;/li&gt;   &lt;li&gt;Kredi kartı borçlarımı kapatacağım. &lt;/li&gt;   &lt;li&gt;Vs vs.&lt;/li&gt; &lt;/ul&gt;Hepsi sizin gerçek listenizde olmayabilir. Bunlar olmasa da buna benzer başka vardır. Ne oldukları çokta önemli değil. Bu listedekilerin ortak özellikleri var: Bu listeyi siz yaptınız. Yani yapıp yapmamakta hürdünüz. İkincisi, bütün bu değişiklikleri yapmadığınız takdirde ne kaybedeceğinizi, yaptığınız takdirde ne kazanacağınızı biliyorsunuz. Ayrıca hepsi ertelenmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu örnek en ölümcül olanı. Diğerleri de bu kadar ölümcüldür görebilene…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir iç diyalog:&lt;br /&gt;-Yapmamız gerekeni zamanında yapmayınca ne oluyordu?&lt;br /&gt;-Tokat yiyorduk.&lt;br /&gt;-Buradaki eksik tokat atanların artık olmaması olabilir mi?&lt;br /&gt;-Onlar neden tokat atıyorlardı?&lt;br /&gt;-Hayat bize tokat atmadan biz doğruyu bulabilelim diye.&lt;br /&gt;-Demek ki hâlâ tokat atan birisi varmış.&lt;br /&gt;-Kimmiş?&lt;br /&gt;-Hayat.&lt;br /&gt;-Nassı yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Peki ilk madde neydi?&lt;br /&gt;-Sigarayı bırakacağım.&lt;br /&gt;-Bırakmayınca ne oluyor?&lt;br /&gt;-Kanser.&lt;br /&gt;-Tokat sayılır mı?&lt;br /&gt;-Bence “Evet”.&lt;br /&gt;-Bu hastalığa yakalandığınızda sigarayı bırakır mısınız?&lt;br /&gt;-Bence yine “Evet”&lt;br /&gt;-Pekii neden şimdi bırakmıyorsunuz?&lt;br /&gt;-“&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Atâlet&lt;/span&gt;”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duran cismi hareket ettirmek, hareket eden cismi durdurmak zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi soru:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönülecek virajdan dönmeden ilerlediğiniz her an, yolunuzdan uzaklaştığınızın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;farkında&lt;/span&gt; mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tokatı yemeden yola gelmeyecek misiniz?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-113576860955972492?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/113576860955972492/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=113576860955972492&amp;isPopup=true' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113576860955972492'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113576860955972492'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2005/12/atlet.html' title='Atâlet'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-113526326987828608</id><published>2005-12-22T14:36:00.000+02:00</published><updated>2005-12-23T10:07:02.453+02:00</updated><title type='text'>Farkındalık</title><content type='html'>Cihan arâ cihan içredir arâyı bilmezler&lt;br /&gt;Ol mâhiler derya içredir deryayı bilmezler&lt;br /&gt;                                   Nâbi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben çocukken kullanılmayan ve belkide olmayan kelimelerdendir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;farkındalık&lt;/span&gt;, hattâ jargon bile sayılabilir. O yüzden yeni yenmiş, sindirilmesi için üzerinde biraz düşünülmesi gereken bir kelimedir. Kelime olarak yeni bir kelime olsa da, anlam olarak insanlık kadar eskidir. Divan şairi Nâbi de konu olarak işlemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk duyuşta "nassı yani?" diye düşündürür. Daha sonra sözcük irdelenir. Farkındalık, farkında olma hâli, farketmek... Eylem tamam da... neyi farkedeceğiz? Bir de en garibi, farkında olmadığımız ne olabilir ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cep telefonu kullanmaya başlamadan önce bir çok telefon numarasını ezberimde tutardım. Artık telefon numaralarını tuşlamadığım için, önce onlara ihtiyacım olmadı, sonra unuttum onları. Şimdi ezberimde en fazla beş tane numara vardır. Bu numaraları da tuşlu telefonlardan sıkça aradığım için bilirim. Hattâ bilmem fakat çeviririm. Elim bilir ben bilmem. Çünkü çevirirken düşünmem. El alışkanlığıdır. Evden birisi ile görüşmek isterim, telefon ahizesini kaldırırım ve ellerim numarayı çevirir, telefon çalar. Bu arada neler yaptığımı bilirim ama farkında olmam. Tuşa işaret parmağımla mı bastım? Tuşlar soğuk muydu sıcak mıydı? Sert miydi yumuşak mıydı? Tuşları çevirirken tuşlara baktım mı, bakmadım mı?&lt;br /&gt;Bunlar artık  beynin  alışkanlıklar bölümüne  yazılmıştır.  Çokta önemli değildir aslında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yahut, gözlüğünüz başınızın üzerindeyken gözlüğünüzü kaybettiğiniz oldu mu? Ben elimde sıkı sıkı tuttuğum parayı evde onbeş dakika aramıştım. Şu anda çoraplarınızı hissediyor musunuz? Çorabınız yoksa üzerinizdeki bir kıyafette olabilir. Sabah kalktığınızda yüzünüzü yıkar mısınız? Cevap evet ise, lavabonun karşısına geçip 5-6 tane ardışıl karar veriyorsunuz değil mi? Sağ elimle musluğu açıcam... su belli bir seviyeye kadar gelene kadar açıp sonra durucam. yüzümü musluğa yaklaştırayım ki sular yerlere akmasım üstüm başım ıslanmasın. Ellerimi birleştirip küçük bir havuz oluşturayım. Musluktan akan sudan doldurayım ve su dolu avuçlarımı yüzüme süreyim...&lt;br /&gt;Bütün bu işlemler aslında bir harekettir, adı "yüz yıkamak". İnsan her sabah bunları düşünürse çıldırabilir. Ya da akıl sağlığı için yüzünü yıkamaktan vazgeçer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki hayatı kolaylaştırmak adına hareketleri gruplayıp bir isim veriyoruz. Bütün bu hareket paketleri bir zamanlar bir sorun olarak karşımıza çıkmıştı. Biz bunları bir kez çözdük ve bir daha çözmek için uğraşmadık. Böylece hayat daha kolaylaştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşimizi de otomatiğe bağladık. Her sabah aynı yoldan aynı saatte iş yerine geliyoruz. Aynı işi yapıp aynı saate işyerinden ayrılıp aynı saatte eve varıyoruz çoğu zaman. Ve bu süre ortalama 10 saat ve adı "işe gitmek". Telefon çevirir gibi, günde 10 saatimizin çoğu otomatik geçiyor. Dün öğle yemeğinde ne yediniz desem düşünmeden söyleyebilir misiniz? Ben söyleyemedim. Telefonu çevirirken telefonun detaylarını hatırlamadığım gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir günde 24 saatimiz var. Bu sürenin bir saatini kazanmak için bulaşık makinesi satın alıyoruz. Haftanın bir gününü kazanmak için çamaşır makinesi satın alıyoruz. Sevmediğimiz şeylerin farkında olmayalım diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okulunu düşünerek seçebilenlerin, ya da sevdiği işin hangisi olduğunu bilebilenlerin sayısı çok az. Hayatına yön verirken otomatik kararlar alınınca, işini sevmenin gereği de ortadan kalkıyor. Ve çoğunluk işini sevmiyor. İşimi seviyorum diyen birisini görürseniz yadırgıyor musunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Nasıl gidiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Koşturmaca...&lt;br /&gt;-Yuvarlanıp gidiyoruz işte...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığımız işi sevmeyince beynimiz bunu da otomatikleştirmeye meyleder. Ve bir günde  10 saat süren bir alışkanlığımız olur. 8 saat süren uyku hali. 24-18= 6 saat kaldı. &lt;br /&gt;Bu 6 saat İstanbul için iyimser bir tahmin aslında. Hayatta yapacak ne kadar çok şey var ve bunu yapmak için ne kadar az zamanımız var değil mi? :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanımızın ne kadar çoğu alışkanlık olarak geçiyorsa, yaşamımızın o kadar az farkında oluruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi soru:&lt;br /&gt;Farkında olmadığınız hayat sizin hayatınız mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya da bu hayatın sizin hayatınız olmadığının &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Farkında&lt;/span&gt; mısınız?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-113526326987828608?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/113526326987828608/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=113526326987828608&amp;isPopup=true' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113526326987828608'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113526326987828608'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2005/12/farkndalk.html' title='Farkındalık'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-20061777.post-113516098251486570</id><published>2005-12-21T12:15:00.000+02:00</published><updated>2005-12-21T12:29:42.520+02:00</updated><title type='text'>blog ne ola ki?</title><content type='html'>Sonunda benim de blog'um oldu :)  daaa...&lt;br /&gt;Blog nedir? yani benim neyim oldu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Wikipedia-tr de der ki:&lt;br /&gt;&lt;p&gt;İngilizcedeki "&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Web" title="Web"&gt;Web&lt;/a&gt;" ve "&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Log" title="Log"&gt;Log&lt;/a&gt;" kelimelerinin birleşmesinden oluşan &lt;i&gt;Weblog&lt;/i&gt; kavramı, zamanla yaygınlaşmış ve "&lt;i&gt;Blog&lt;/i&gt;" olarak kısaltılmıştır. Daha resmi konuşmalarda "&lt;i&gt;Weblog&lt;/i&gt;", halk diline daha yakın konuşmalarda "&lt;i&gt;Blog&lt;/i&gt;" olarak adlandırılır.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;Blog, genelde güncelden eskiye doğru sıralanmış haber veya yorumların yayınlandığı, web tabanlı bir yayını belirtir. Çoğunlukla her gönderinin sonunda yazarın adı ve gönderi zamanı belirtilir.&lt;/p&gt;  &lt;p&gt;&lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk%C3%A7e" title="Türkçe"&gt;Türkçe&lt;/a&gt;'ye çevrilirken &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/A%C4%9F" title="Ağ"&gt;Ağ&lt;/a&gt; günlüğü&lt;i&gt;" olarak çevrilir fakat bu çeviri tam karşılığı yansıtmamaktadır. Zira, "Log" kelimesi'nin esas karşılığı "kayıt"tır. "Kişisel Günlük"ün &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ngilizce" title="İngilizce"&gt;İngilizce&lt;/a&gt;'deki en uygun karşılığı ise "diary"dir...&lt;br /&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu açıklama bana yetti.&lt;i&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/p&gt; &lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/20061777-113516098251486570?l=husnudeniz.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://husnudeniz.blogspot.com/feeds/113516098251486570/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=20061777&amp;postID=113516098251486570&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113516098251486570'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/20061777/posts/default/113516098251486570'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://husnudeniz.blogspot.com/2005/12/blog-ne-ola-ki.html' title='blog ne ola ki?'/><author><name>hüsn'ü deniz</name><uri>http://www.blogger.com/profile/06253260555180396007</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://static.flickr.com/56/157121842_dece7988ea_s.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
